Winona Ryder..  Oscar almayı hak eden biri olarak gördüğüm, bazen depresif rolleri, bazen derin kişilikli rolleri, bazen asi rolleri oynayan, oyunculuğun kraliçelerinden biri gösterilebilecek biri.

Oyunculuğuna ilk olarak 15-16 yaşlarında iken “Lucas” filmiyle başlamasıyla belki de o zamandan sinema da harika bir duruş yakalayacağını belli etti. Üçüncü filmi ve artık bir kült haline gelen “Beetlejuice” filminde artık Tim Burton’un kanatları altındaydı, ve onun yarattığı rollere harika şekilde oturacağını, ilk bu filmde gösterdi. Bu depresif, kendini soyutlamış ve etrafta sadece fotoğraf çekerek gezen genç bir kız tiplemesini harika bir şekilde çizdi ve büyük ihtimalle onun tanınmasını sağlayan ilk film bu oldu.

” İnsanlar garip ve sıra dışı şeyleri görmezden gelirler. Ben, kendim sıra dışı ve garibim.”
Beetlejuice filminden.

Ve 1989 yılına, Beetlejuice filminden bir sonra ki yıla geldiğimizde, yine bir kaç çevreye göre konusu yüzünde sansasyonel olarak nitelenebilecek olan “Heathers” filminde karşımıza çıktı, ve burada sergilediği rol ile kendi ününe ün katarak ilerledi. Burada ki rolüyle, hem zayıf ve pasif bir karakter olabileceğini gösterse de, hem de aslında “Güçlü karakter nasıldır?” sorusuna mükemmel bir cevap verdi.

“Sanırım bir insan olmak için yanlış zamanı seçtim”
Heathers filimden..

Tim Burton demiştik.. “Beetlejuice” filminde ki performansından sonra ve Winona Ryder’ın, Burton’un istediği rollere ne kadar güzel uyduğunu gördükten sonra, 1990 yılında ki onun 8. filminden bahsedeceğiz.  Şu ana kadar her filminde, – belki en fazla bir istisna vardır- her filminde siyah saçlı ya da kahverengi saçlıdır. Ama Winona’yı gerçek saç rengiyle, yani sarışın olarak görebileceğimiz tek filmdir “Edward Scissorshands” İlk filmlerinde oynadığı dönemlerde saçının siyaha boyatmasını ve hep öyle kalmasını istemişler, o da 25 yıldır böyle yapıyor. Filmden bahsedersek, Tim Burton denince çoğu zaman aklımıza Johhny Depp gelir. Harika duygusallıkta ki filmde, Johhny Depp ve Winona’nın birbirine yakışmaları cidden ikiliyi çok etkiledi. Bu filmle birlikte artık tüm sinema çevrelerince tanınmaya başladı. Nasıl olmasın, tam bir şaheserde oynadı!

“O gelmeden önce hiç kar yağmadı buraya. Ve sonrasında yağdı. Orada olmasa, bir daha kar yağacağını hiç sanmıyorum. Bazen beni orada dansederken yakalayabilirsin.”
Edward Scissorshands filminden.

Bu yıllar, Winona için çok farklı bir dönem olmuştu ki, Johhny Depp ile filminden sonra uzun süren bir ilişkileri oldu, nişanlandılar ama ayrıldılar. Bundan sonra anksiyete yüzünden ruh sağlığı hastanesine yattı ve bir süre ara verdi. Ama yine de filmlerde oynadı, “Mermaids” ve “Night on Earth” filmleri ödül aldığı filmlerden. Fakat asıl dönüşü, usta yönetmen Frances Coppola’nın “Dracula” filmiyle oldu. 1992 yılında, 21 yaşındayken oynadığı bu filmde harika bir kadınsı rol oynayarak, o zaman ki çoğu eleştirmeni büyülemişti. Derin ve önemli rollere şimdi şimdi başlıyordu. Anthony Hopkins, Keanu Reeves ve Gary Oldman gibi isimlerle bu kadroda yer aldı ve orada parladı. Şahsi görüşüm, bu film, onun en sevdiğim filmidir.

“Şimdi, tanrının huzurunda anlıyorum ki aşkın bizi nasıl da tüm o karanlığın gücünden kurtarabileceğini. Aşkımız, ölümden daha güçlü!”
Dracula filminden.

1 yıl sonra, “Dracula” filminin başarısından sonra, başka usta yönetmen Martin Scorsese’nin ekibinde, “Age Of Innocence” filminde yardımcı kadın aktris olarak vardı ve Daniel Day Lewis, Michelle Pfeiffer gibi harika isimlerle birlikteydi. İşte burada Winona Ryder asıl olarak sinema çevrelerinde yerini aldı, ve ilk Oscar adaylığına gösterildi. Yasak bir ilişkiyi anlatan filmde, Michelle Pfeiffer’ı bile gölgede bırakması, burada ki oyunculuğuna ve ona olan hayranlığımın artmasına sebep oldu. Ertesi yıl Gillian Armstrong’un “Little Women” filminde yer aldı ve yine Oscar almaya yaklaştıysa da olmadı.

“Başka birini üzerek mutluluğa sahip olamam”
Age Of Innocence filminden..

1993 yılında ki bu filmlerinden, 1999 yılına kadar bu derecede film çıkmadı. Ama Susan Kaysen’in kitabından uyarlama olan “Girl, Interrupted” filmiyle artık çok büyük bir basamak atlamış, hem de yapımcılığa girişmişti. 28 yaşında ve mükemmel bir itibarı vardı. Angelina Jolie’nin onlarca ödül aldığı bu filmde, harika bir rol yapmıştı. Kişilik bozukluğu yüzünden ruh hastalıkları hastanesine yatmasını ve orada ki oyunculuğu herkesi büyülemişti. Bazı düşünceler şu ki; kendisinin aynı sorunları hayatında yaşaması bunu bu kadar gerçekçi kılan şeydi..

“Daha hastalığımı bile anlayamamışken, nasıl iyileşmemi beklersiniz ki?”
Girl, Interrupted filminden.

Ve bu tarihten sonra Winona, cidden büyük bir düşüşe girdi. Filmler yapıldı yapılmasına fakat, hırsızlık üzerine yakalanması, reçetesiz ilaçlar bulundurması dolayısıyla bir çok davaya yıllarca katıldı. Rehabilitasyona gitti, uzun süre hiçbir projeye katılmadı. 2001 yılında başlayan bu düşüş, 2007 yıllarına kadar sürdü. Sonrasında ise bir çok projeyle, çarpıcı projelerle geri döndü ve adını tekrar yükseltti. 2007 yılından 2011 yılına kadar bir çok projede yer aldı ve sonunda kendini tekrar büyük bir rolde buldu. 2011 yılında, Natalie Portman, Mila Kunis ve Barbara Hershey gibi isimlerle “Black Swan” filminden yer aldı. Bu film tabi ki bir şaheser denilebilecek, el üstünde tutulabilecek bir film. Orada oynadığı biraz karanlık rol ile tekrar kendini bulan Winona artık tekrar yükselmeye başladı. 2012 yılında tekrar Tim Burton ile buluştu ve animasyon “Frankenweenie” de seslendirme yaptı. Anlaşılan o ki, Tim Burton onun sesinden bile vazgeçemedi diyebiliriz. En son yıllarda, çok konuşulan ve ‘efsane’ olarak nitelendirilen bir dizi “Stranger Things” de yer aldı ve çok gördüğümüz ama hiç klasikleşmeyen ve sıkmayan -en azından benim için- depresif rolüne burada da kavuştu. İlk sezonu yayınlanan dizi de, harika bir performansla tekrar başladı.

Ve söylemek gerekiyor ki, gelecek yıl “Beetlejuice 2” çekiliyor, merakla bekliyoruz. Çünkü, artık karşımızda 17 yaşında ki Winona değil, 45 yaşında bir kadını göreceğiz. Her zaman oyunculuğu ve güzelliği ile beni etkilemiş, ve “en sevdiğim aktris” olarak söylediğim Winona Ryder için bunları diyebilirim.. “Beetlejuice” merakla bekliyorum..

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment