Lütfen okumayın şimdi,
Yüreklerinize bir kez daha keder getirmek istemem;
Kelimelerimle olan sitemlerimle.

Lütfen duymayın,
Yine sitemli bir vedamı.
Özür dilerim sizlerden,
Sanırım yine gördü gözlerim.
Nerede birikmiş bir karamsarlık varsa.

(Biliyor musun insanoğlu, sana çok kızgınım bugünlerde. Kızgınlığımın nedenini anlayacaksın cümlelerimin kırıcılığından)
Hayatın gerçekleri mi bu kadar acımasız? Yoksa bizler yani insanlar mı hayatı bu hale getiriyoruz?
Öncelikle gerçek hayatın bu kadar acımasız olduğunu düşünmüyorum. Tek sebep var, biz insanlar! Tekrar tekrar diyorum; birbirimizi üzmeyi, mahvetmeyi, ezmeyi o kadar çok seviyoruz ki. Ayrıca bizi çok seven bir insanı ölüme atacak kadar da küstahız. Neden üstünüze alınmıyorsunuz ki, uçurumun kenarında çaresizce bekleyen bir adamı bile isteye ittiğinizi? Bir şey sormak istiyorum. Zevk veriyor muydu? Bir insanı göz göre göre öldürmek hoşunuza gitti mi? Şimdi güzel kardeşim, evet sen! Şu an belki de terk edildiğin kişiyi düşünmemek için edebiyat kitaplarını veya sitelerini karıştrıyorsun ve devamlı kızgınsın ona. Bir şey sormak istiyorum: “Sen hiç birini terk etmedin mi?” O zaman kendine sordun mu; ne yaptığını, neler hissettiğini? Galiba iki bira tokuşturuyordun, ya da ne bileyim işte parti yapıyordun arkadaşlarınla, hadsizce! Şimdi terk edildin diye neden nefret ediyorsun ki o insandan?
Birini mahvederken, acımasızca onun kalbini kırarken kendine bir kez olsa sor ne olur: Nilgin Marmara son dizlerinde neden şu satırları yazdı?
Biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim,
Arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye,
Veda edeceğim…
Dünya dönüyor birisi çıkıyor “Tutanamıyoruz” diğeri “Biz yaşamayı unutanlarız” diyor. Biz ise sadece okuyoruz ya da şöyle diyelim: Gülüyoruz, bu ne saçmalıklar diyoruz her seferinde olduğu gibi. Emin olun bu insanların kelimeleri kendi kendine dökülmedi ağızlarından.
Biliyor musun, kafam çok karıştı. Hani insanlar bu kadar önemliydi? Hani duygularımıza hep saygı duyuyorduk? Hani bizler, birinin gözlerinde eriyorduk?
Ya sen insanoğlu, sana diyorum sana! Bir zahmet üstüne alın. Birinin hayatını yıkmak o kadar kolay mı? Ya sen, sen! Sabahtan akşama kadar birinin gözlerinde artık akacak yaş bırakmamak çok mu hoşuna gidiyor?
Bir takım insanlar neden devamlı urganı boğazında görmek istiyor, hem de bir an önce! Bunların bir önemi yok mu?
Biz hep mi acımasızdık? Ben mi yeni fark ediyorum? E öyleyse, neden, neden bu haldeyiz? Dünya nasıl döner böyle giderse?
Ne olur söyle insanoğlu, ne yapmamız gerekiyor? Eğer yapacak bir şey yoksa… Sanırım bende bir an önce urganı boğazımda görmek isteyeceğim.
Not:Eğer bir insan ölümü bir nevi tatmışsa yaşamak için bir daha çırpınmayacaktır.

Evren Sarı
"Kafamın içinde dönen, bir türlü kimselere anlatamadığım dünyayı anlatmak için yazıyorum." 18 yaşında kendini geliştirmekte olan bir genç yazar. Asıl amacı; kilometrelerce uzaktaki insanların yüreğine, ruhuna dokunabilmektir. Varoluşçuluğu benimsemiş yazara edebiyat camiasında "Düşünen Adam, Bohem, Ölüm Yazarı" gibi lakaplar takılmıştır. "Düşünen Adam, Bir Şair Adamın 118 Günlük Öyküsü ve Çaresiz Adamdan Uzak Diyarlara Mektuplar" kitaplarını yazmıştır. Ona sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment