içinde

Biri Açık

anahat 2

Dilimde aynı sual, hatırımda aynı çehre. Hep böyle zamanlarda mı düşer masum çocukluğun aklıma? Birden çaresiz bırakır beni o sonbahar akşamı gibi. Karanlıkla iç içeyken, daha kimseler uyanmamışken yattığı yataklardan, gökyüzü bu kadarcasına karanlıkken ve daha gözlerine inciler dolmamışken içimdeki çocuğun.

Günler geçiyor, bir bir topluyorum sokaklardan sebepleri. Birer birer giyiyorum her sabah üzerime. Bir gün hangisi yakışırsa yakışsın aniden çıkıvermen yok mu karşıma, alev alır çarşaf gibi; yaşamaya ikna edenler. Yaşam ha, adına ne şiirler yazıldı! Şunu da kabul etmek lazım, güzel değildi hiçbiri saçların kadar. Saçların, yaşamaya susamış bir çocuk gibi. Ne zaman gösterse kendini bana, epey uzaktan. Yakıp kavuruverir geçmişimi; sensiz geçen günlerimi. Bir bedduaya sıkıştırır ne kadar nefes aldımsa. Benim ‘yolsuzluğum’ yolunu görmemle başladı. Hani derler ya, yasak meyveye elma. Ben demiş bulunmuşum, daha seni görmemişken. İçtiğim ne suymuş ne de çay, daha seni görmemişken! Aslını inkâr eden bizden değil, deme; hakikate ortak olan yoldaşımız, de. Fikret abiden iki çay istedim, biri açık diğeri gönlüme benzeyen. Avucumda dans ederken ince belli açık çay, şikayetçiydi bardaklar. Koyu çaydan razı olmadık diye. Oysa kapatmalıydım rengini mahsusî tarihimin. Bak, sen görmeden kapalı kapılar ardından eşkıyalar dadandı etrafıma, ben teslim olmadım. Alay ettiler söz-ü sükutuma. Kulaklarımı kabartınca bir yandan ziyan olmuş dediler, gönlüme. Aynı bağlama ellerinde, tıpatıp aynı türkü dillerinde kalbimde olan. Orta boylu sıskası, teller elinde. Benim kalbimde. Bir anlayış tufanı ki aralarında kopan kıyamet onca şiir ardına, yalnız ziyan olanaydı “sürgüne ikamet!” Onca alkış adına ellerim kavuşmaz Fikret abinin orada. Ben anlamam onların yanında türküden, şiirden. Sevda! Ah, dilimde yuvalanan beyhude serzeniş. Serzeniş ki onlara göre çare aramak yaşamaya. Onca bilinmişlik arasında bir tek ben bildim, koyu çaylar ardında doğruları. Hiç dilim varmadı onların aklına, ziyadesiyle ziyan olmuştum dillerinde. Şimdi bir köşede, eşkıyalardan çok uzakta çay içiyoruz seninle; biri açık! Ne zaman beynimin derinliklerine uzansak her yer dağınık, felaket, kan! Hiçbir şeyi çözemiyor anlaşmalı buluşmamız. Hiçbir çözüm yolu yok. Daha sen gitmeden adına türküler andıran o anlaşmalı buluşmadan ruhum prangalara teslim olmuş. Bir tohum bulmuşlar, renklendiren her anını zamanın. Adına “sevgi” denirmiş, evvelden beri. Şimdilerde dillerinde sıralanıyor her birinin. Efsaneler atfettiriliyor hatta her sözün altında bir kelamı nasiplenirmiş kimilerine göre. Benden haber yok. Sağdan soldan gazetelere sarıyorlar tohumları, kimi bir söz ile uzatıyor kimi bir yemek ile. Baksana talihin işine, el uzatacak kol yok! Oysa o kadar da öğretmişlerdi, uzatılan el yalnız bırakılmaz. Bir bakmışsın yarın reklam panolarında, duraklarda; zihinlerde tek cahil ben! Biliyorum; günler aralanır, zaman akıp gider bir nehir gibi, kimsesiz yaşamlar filizlenir birer birer duraklarda. Lakin… Nefesler ciğerimden solmuş iken. Ve daha bu kadar genç iken. Çiçeği toprağa, seni yüreğime.

Şimdi kuytu bir postanede en sessiz ölümler peşimde mektup bekliyorum, biri açık!

 

*Selam olsun, Cemal ağabey, Süreya!

Seslendirilmiş halini dinlemek için aşağıdaki linke giriniz. 
https://www.instagram.com/p/CHqRrI8JcU_/

Ne düşünüyorsun

Sarı Yazar

Yazar Evren Sarı

"Kafamın içinde dönen, bir türlü kimselere anlatamadığım dünyayı anlatmak için yazıyorum."

Kilometrelerce uzaktaki insanların yüreğine, ruhuna dokunabilmek bir nefestir, ifadesini kullanan, yazılarında varoluşçuluğu benimsemiş yazara edebiyatçılar tarafından "Düşünen Adam, Bohem, Ölüm Yazarı" gibi lakaplar takılmıştır. "Düşünen Adam, Bir Şair Adamın 118 Günlük Öyküsü ve Çaresiz Adamdan Uzak Diyarlara Mektuplar" kitaplarını yazmıştır. Ona sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın