Alo, Ahmet?
Alo, merhaba Ahmet. Nasılsın? Ben sen gittiğinden beri iyi miyim bilmiyorum. Çünkü iyi olmaya çalışırsam bile sana ihanet gibi geliyor. Telefonum çalıyor Ahmet, insanlar kapıma geliyor. Arayan sen olmadıkça telefonumu, zile basan sen olmadıkça da kapıyı açmıyorum. Aynı zamanda gözlerimi de açmak istemiyorum. Bu yüzden uyuyorum. Bir gün, iki gün, üç gün… e hayat o okuduğum kitaplar gibi değil. Dördüncü gün kalkıp işe gidiyorum. Soranlara biraz rahatsızım diyorum. Gözlerimin altındaki halkalara bakıp yine de inanmış gibi yapıyorlar. Herkes bana ‘İyi misin?’ diye soruyor. İyiyim dediğime bakma. İyi değilim Ahmet.
Alo, Ahmet?
Seni neden aradım bilmiyorum. ‘Eee?’ deyip durma! Telefonun ucunda çaresiz beklemeye dayanamadım belki de. Herkes seni soruyor. Herkes sana, ben herkese kızıyorum. İçimde bir yerlerde sana kızgın olmayı o kadar çok isterdim ki. Kızgınlıkla baş edebilirim ama içimdeki bu kırgınlıkla ne yapacağımı bilmiyorum. Bağırıyorum geçmiyor, çağırıyorum geçmiyor, en sonunda uyuyorum, rüyamda bir daha kırılıyorum, geçmiyor.
Bir de çok özlüyorum. Canın bazen bir şey çeker ama ne olduğunu bir türlü bulamazsın ve bulamadıkça daha da istersin ya. Canım seni çekiyor Ahmet. Canım gününü dinlemek, seninle uzanmak, sana yemek yapmak, kollarında uyumak çekiyor. Bunlar olmadıkça da mideme kramplar giriyor. Sana dair, bize dair aklıma gelen her şeyde mideme bir yumruk yiyorum sanki. Bunun gün içindeki çokluğunu düşünürsek ben nakavt oldum Ahmet. Kaldırmanı bekliyorum.
Alo, Ahmet?
Gel.
Alo, Ahmet?
Telefonu açtın mı bilmiyorum. Sen bana kıyamaz, beni kıramazsın biliyorum. Ama belki de şarjın bitti, ya da biz bittik. Bilmiyorum. Bayrak yarışında bayrağı kendime vermekten yoruldum. Çizginin sonunda seni görmek istiyorum. ‘Oldurmak istiyorum’ diyordum ya. Sen de o içimi eriten sesinle ‘nasip’ diyordun. Ben artık işimi nasibe bırakmak istemiyorum. Seni istiyorum.
Alo, Ahmet?
Korkuyorum. Kasımda da sana aşık olmak istiyorum derken kasım yağmurlarına, şimşeklerine tek başıma yakalanmak istemiyorum. Gök gürültüsünden nasıl korktuğumu sen de biliyorsun. Ama korkularım artmaya başladı. Beni saklamaya söz verdiğin o kalbinin odasına bir gün birini alırsın diye çok korkuyorum. Bir gün sana ‘alo’ dediğimde başka birinin sesini duymaktan korkuyorum. Sesini unutmaktan korkuyorum. Biliyorsun burnum zaten iyi koku almaz, kokunu unutmaktan korkuyorum. Tünellerde nefesimi tutup dilek tutmaya benzemiyor bu, sensiz her gün daha da dibine battığım bu çukurda nefessiz kalmaktan korkuyorum. Bir gün bir derdin olduğunda bilmemekten korkuyorum. Mutluluklarına şahit olamamaktan korkuyorum. Ama bir yandan da inanıyorum. Bugün değil, yarın değil ama bir gün tekrar her şeyin güzel olacağına inanıyorum. Geleceğimizle ilgili kurduğum hayaller vardı ya, hepsi tüm detaylarıyla her gün aklımdan, dualarımdan geçiyor. Yapamadığımız her şeyi hayallerimizden de güzel yapacağız. Saçmalama! Büyük büyük konuşmaya başlamadım. Nerden biliyorum bilmiyorum Ahmet. Sadece biliyorum işte. Bunun için her şeyi yapabileceğimi ve yapmam gerektiğini içimde hala büyüyememiş olan kız çocuğu tembihledi. Onu kırgınlığa uğratamam.
Alo, Ahmet? Son bir şey…
Seni çok seviyorum.
