Üçlemeler arasında neredeyse diğerleri kadar hak ettiği yeri gördüğünü düşünmüyorum. Evet, bu üçleme, dram ve romantik filmler arasında benim için en iyisidir, Ethan Hawke(Jesse) ve Julie Delpy(Céline) arasında ki kimyayı şu ana kadar ikili karakterler arasında çok nadir olduğunu söylemeliyim. Bu filmi tabi ki sadece iki karakter olarak düşünmek imkansız, çünkü üç filmde bulunan yerler, seçilmiş yerler, harika bir uyum ile filme eşlik ediyor, Paris’i ve Viyana’yı düşünürsek, kesinlikle evet.

Benim için filmlerde ki en çok dikkatimi çeken nokta ya da en sevdiğim  nokta, anlatılan hikayenin gerçekliğe uydurulmasıydı. Nasıl? Şöyle ki; her filmin arasında bulunan 9 yıllık sürede Céline ve Jesse’nin hayatlarına nasıl devam ettikleri ve karakterlerin bu sürede yaşadıkları gelişimler, olup bitenler neredeyse yıllardır onlarlaymışız gibi anlatılmış, ya da daha doğru olacaktır, çizilmiş. Bir romantik-dram filminde arananlar genelde, çift arasında tartışmalar ya da birbirlerine nasıl uyum sağladıklarını, aralarında ki ilişkiyi yönetmenin ve senaristin göstermesidir. Birbirleri arasında geçen her sohbette neredeyse harika bir uyum, ya da karşıt düşünce bulabilirsiniz, fakat, burada önemli olan onların bu karşıt düşüncelerde bile kendilerine git gide nasıl bağlandıklarıdır. Her bir diyaloğun dikkatle bakılması gerektiğini söylüyorum bu film için, çünkü bu diyaloglar çoğumuzun hayatlarımızda aradığımız diyaloglar ve bunu böyle bir eserde bulmak güzel bir şey.

Bir arkadaşımın, çocuğu olmuştu, evinde doğmak zorunda kaldı. Ve bana, tam doğumun olduğu anda en içine işleyen yerin, bebeğini izlediği zaman olduğunu söyledi, yani hayatı tam anlamıyla yaşıyormuş gibiydi. Ama yine de tek düşünebildiği, bir gün ölecek olan bir şeye baktığıydı. Bu düşünceyi hiçbir zaman kafasından atamadı. Ve bence bu doğru, yani,her şeyin sonu var. Ama, sence de yaşadığımız en belirgin anları da bu kadar önemli yapan bu değil mi?” 

Şimdi, düşüncem şudur ki; 50.000 yıl önce dünyada bir milyon insan bile yoktu.10.000 yıl önce 2 milyon kişi vardı, değil mi? Şimdi ise 6 milyar kadar insan var. Ve peki her birimizin kendine ait eşsiz bir ruhu var ise, bu kadar ruh nereden gelmekte? Yani, şimdi ki ruhlar orijinal ruhların parça parça olmuş halleri mi? Eğer öyleyse, 50.000 yıl önceye göre, 5.000 kişiye 1 ruh düşüyor. Yani, diyorum ki, biz, insanlar bu yüzden mi bu kadar içten, derinlerden dağınık durumdayız, parça parçayız?

 

Before Sunrise..
Before Sunrise..

İlk film -Gün doğumundan önce- 1995 yılında çıktığında belki hiçte tahmin edilmedi böyle bir şaheser çıkacağı. Bir filmi izlerken en çok korktuğum şey klişelerdir. Burada bunu görmek gerçekten zor, olduğu yerlerde ise hiç rahatsız etmiyor. Kamera çekim açıları, ve ışık yönetimi filmde çok büyük önem taşıyor, bu bir kesinlik, çünkü, filmde diyaloglar içinde boğulmak yerine o konuşmaların sanki sizin önünüzde gerçekleşiyor hissine kapılmanızı sağlıyor. İki farklı kültürün (Jesse – Amerikan ve Céline – Fransız) birbirleriyle olan çatışmasını burada olabilecek en güzel şekilde anlatıldı. Evet, üstte ki diyaloglar ilk filmden.

Kimsenin yerine başkasını koyamazsın, çünkü herkes harika detaylardan oluşur. Mesela, tam sakalında biraz kırmızılık olduğunu hatırlıyorum ve güneşin nasıl da onun üzerine parladığını.. ”

“Hatıralar, hafıza, geçmişle yüzleşmek zorunda kalmazsan şahane bir şey”

“Görüyorum ki, gerçekten özverili, çalışkan ve dünyayı harika bir yer yapabilecek insanların genellikle bir lider olmak için kendine güvenleri ya da hırsları yok. En üzücü olan da bu”

“Hayat bu, zor olması gerekiyor, öyle olmasa hiçbir şey öğrenemezdik değil mi?”

 

before-sunset
Before Sunset..

2004’te çıkan ikinci filmle – Gün batımından önce- birlikte, Paris’e geçiyoruz ve şehri 1.5 saatte geziyoruz. Evet, filmi güzel yapan yanlardan biri de bu, ikinci film “gerçek zamanlama” ile çekildi, yani Paris’te sadece beraber geçirebilecekleri 1.5 saat var, filmde o kadar sürüyor. 9 yıl sonra birbirlerini görüyorlar, rastlıyor diyemem çünkü biraz rastlantıdan fazla bir şey, herhangi bir detay vermek istemiyorum filmle ilgili. İlk filmde konuşulan konulardan biraz daha farklılaşarak, karakterlerin gelişimlerini 30’lu yaşların başlarında ki iki insanın konuşabileceği konulara değindirmişlerdir. İlk filmde birbirlerini görmelerinin ardından 9 yıl geçince, “Gençtik ve aptaldık. Bu yüzden birbirimizi uzak tuttuk” gibi bir konuşma geçmesiyle, artık karakterlerin tamamen olgunlaştıklarını söylemek gayet mümkün. Her üçlemenin genelde 2.filmine korkuyla bakılır fakat, bu da ilk film kadar bir harika!

“Gün doğumu ve gün batımı gibi, görünüyor ve kayboluyoruz. Bazılarına gerçekten önemliyiz, ama biz sadece geçip gidiyoruz”

“Her nesil dünyanın ve hayatın sonuna tanıklık edeceklerini söyleyip duruyorlar, ama ben sanki bunu yaşıyor gibiyim”

“Neden siz, yani neden bir kadın bir erkeği değiştirmek için bu kadar uğraşır ya da sinirlenerek zaman harcar? Tüm bunlar biyolojik ise, sorun nerede?”

“Ben senin değişmeni istemiyorum, buna olduğun gibi kabul edilmek deniyor”

 

before-midnight-1
Before Midnight..

Üçüncü film -Gece yarısından önce-  2013 yılında, yani son filmden yine 9 yıl sonra çıktı. Bu sefer Yunanistanda ve bir ailenin yanındayız. İlk iki filmden farklı olarak ek kişiler bulunmakta ve yine, rahatsız etmiyor, hatta kişilerin burada bulunmaları yine diyaloglara ve sahnelere çok büyük şeyler katmıştır. Artık tamamen, hayatlarını kurmuş ve olgunluğu cidden geçmiş insanlar olarak, belki de olmaktan korktukları sıkıcı ve kavgacı çift olarak karşımıza çıkıyor. Ve yine, klişeler bu kavgalarda yok. “Şarkı söyleyişin yüzünden tüm hayatımı mahvettim ben!” 
Bu filmde bu sefer, hiçbir zaman olmadığı gibi bir hava mevcut, artık karakterler kendi hayatlarını sorgulamakta ve diğer hayatlara daha az odaklanmada. Son filmde bir gün batımını izleme sahnesiyle bitirirken.. “Hala orada..”

Ve, dördüncü bir filmden bahsetmek. Filmler arasında ki 9 yıllık süreye bakılırsa, 2012’yi beklemek ya da belki bundan önce bir haberin yolunu gözlemek gerek. Yapımcılar ya da yönetmen tarafından herhangi bir açıklama yok, fakat, Ethan Hawke bir röportajında “belki olabileceğini” söyledi. Fakat, yine de olacaksa nasıl bir şey karşımıza çıkacak bilmiyoruz. İki teori var ki birinde çocuklarının evliliklerini izleyen bir aile göreceğiz, diğerinde ise,acı olanı, karakterlerin ölümü olacak.. Ama,dediğim gibi hiçbir şey kesin değil..

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment