içinde

Düşüncelerimizin ne kadarı bize ait?

Article 5 Picture 1 Brain illustration 1

Nelerin gerçek olduğunu ya da nelerin sadece bir hayal, rüya ya da yanılsama olduğunu nasıl anlayabiliriz ki? Değer yargılarımız, neyin doğru ya da neyin yanlış kendi çerçevemizde belirlememizi sağlayan o yegane mekanizma(!), ne kadarının oluşmasında kendi zihnimizin etkili olduğu tartışılır? Neyi ya da neleri başlangıç noktası alarak değer yargıları oluşturmaya başlarız ki? Ya temel aldığımız düşüncelerin de tümü birer hayalden ibaretse? (Evet kulağa biraz paranoyakça, ütopik ve korkutucu geliyor)

Bu dünyada bazen neyin olup olmadığını anlayamayacak kadar körelmiş zihinlere sahibiz, hayatımız sadece bağımlılıklardan oluşuyor, bu bağımlılıkların temelinden kabul edilme duygusu geçiyor. Şu an uyumlu olmamızın, toplumun içinde bir yer edinebilmenin tek sebebi zihnimizin sadece etrafımız tarafından ona sunulan davranışları ve belirli kriterleri yapıtaşı olarak algılaması. Kendi normlarını yaratmıyor zaten var olan normlar tarafından yapılandırılıyor, ne kadar yaratmaya çalışsa da yaratırken temel aldığı düşüncelerin çoğu sadece bir simülasyon, var olanın ötesinde başkaları tarafından yaratılmış düşünceler.

Kim toplumu içinde beğenilen başarılı olarak varsayılan bir birey olmak istemez ki? Fakat bu sıfatların, rütbelerin ve kıdemlerin temeli ne kadar dolu? Etik, kurallar, gelenek olarak nitelenen bu araçlar tarafından altı doldurulmaya çalışılan tüm bu sıfatlar ne kadar gerçek olabilir? Peki ya kurallar ve düzen daha iyi yaşamak ise bizi sadece tekdüzeliğe iten ve asıl gerçekleri algılama yollarımızı kangren hale getirmiş olan bir engel ise?

Dünyanın gerçeklerinin ötesine koparılıp öylesine bir simülasyon havuzunda yüzüyoruz ki simülasyon haline gelmiş normların içindeki simülasyonlar bile artık bizim perspektifimize göre tamamen gerçek birer kural haline gelmiş. Dünyada kendi değer yargılarımızı yarattığımızı sanıyoruz ama sadece daha önceden baskın bir grup yada toplum tarafından oluşturulan değer yargılarını taklit ediyoruz.

Normların evrimi zaten böyle gerçekleşmez mi? Çoğunluk tarafından kabul edilen değerler bir sonraki nesle aktarılır, azınlık normları ise tarihin dişlileri arasında toz halini alır. “Tarihi kazananlar yazar.” sözünün kısaca yorumlanması da bu şekli alabilir; kazananlar tarihte tam olarak neyi kazanmıştır? Norm yaratma ve uygulama gücünü kullananlar ve bu sebeptendir ki kazananların elinde bulunan bu norm yaratma gücünün varlığı, şuan içinde bulunduğumuz düşünce dünyasının şekillenmesine vesile oldu. Belki de tüm savaşların ve çatışmaların kazananlarının ve kaybedenlerinin yerlerini değiştirebilseydik şu anki dünyamızdan tamamen farklı bir dünya ile karşı karşıya kalacaktık.

Dünyayı değiştirmeyi ya da dünya üzerinde bir etki bırakmayı bir kenara koyun çoğu zaman kendi kararlarımızı bile kendimiz vermiyoruz, o kararları vermemiz bir şekilde çoktan bize telkin edilmiş oluyor, kararı uygulayan kişi biziz fakat o karar bizim tarafımızdan verilmiş değil. Normal yaşamda verdiğimiz çoğu karar aslında bizim henüz zihnimiz tam olarak gelişmemişken yani gelişme aşamasında çevreyi tanımaya çalışırken, zihnimize etraf ve ortam tarafından işlendi; biz sadece işlenen verileri komutları doğru zaman-mekan aralığında uyguluyoruz. Dünyada neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeden; sizce ne kadar kendi kararlarımızı alıp kendi fikirlerimiz ile düşünebiliyoruz? Ya da ne kadar düşünmemizi sağlıyorlar?

Ne düşünüyorsun

Bir cevap yazın