içinde

İçimizdeki aydınlık

4

 

20245722 1964584377158923 3537978284191978128 n 1

               İNSAN AKLINDAKİ DÜŞÜNCELERİN YARATICISI, HİSLERİNİN KATİLİDİR!

        Yaşam, dört elle sarıldığımız anne rahminde başlıyormuş.Öyle öğrettiler. Bazılarımız sorguladı bu düşünceyi bazılarımız hemen inandı.Ben de kararsız kaldım, ortada. Yalnızdım biraz da,çünkü kararsızdım ortada bir yerlerde, bir fikre bağlı değildim,ama karşı da değildi ki.Doğdum, bir ay parçasıydım belki,ya da yüzyıl önce  Gabriel García Márquez‘in anlattığı gibi bir domuz kuyruğuyla doğmadığım için çokça şükretmişti ailem. Bilmiyorum, şimdi çok mutlu olmalılar, normal bir hayat sürüyorum.Sıradan bir çocuktum, hayatım boyunca da sıradan oldum. Belki ön sıralarda bir prestijim vardı belki arka sıralarda kendimi göremiyordum. Ne fark ederdi ki? İnsan eninde sonunda hep bir şekilde dibi boylamıyor mu?

       Zaman, geçti ve büyüdüm. Büyümenin ana şartıydı olgunlaşmak. Kimi zaman mahallede,okulda,marketlerde,sinemadaki filmlerde,şarkılarda,müziklerde(enstrümanlar da konuşuyor),kendimi gördüğüm her yerde bir kaç söz beynime kazınmıştı büyümek ve olgunlukla ilgili. Büyüyorduk ama olgunlaşmayanlarımız vardı.Büyüyorduk ve büyüdükçe aklı küçülenler vardı. Yine büyüyorduk ve gerçekten olgunlaşanlar vardı. Öyle böyle büyüyorduk çünkü zaman ilerliyordu.
       İçimde tuhaf şeyler sezinliyordum.Bazen göğsümde bir yarılma, başımda bir zonklama, avuçlarımda ıslaklıklar, saçlarımda kaşıntıların verdiği huylanma hissi… Tüm bunlar beni olgunlaştırıyordu .Zaman büyütüyor ama hisler olgunlaştırıyordu belliydi bu. Bariz bir şeydi, insanlar her şeyi karmaşıklaştırıyor zaten. Çünkü kalpleriyle değil, beyinleriyle sevmeye başlıyorlar.
Ben küçüktüm yine de,annemin avuçları saçlarımı okşamazdı pek. Umrumda mıydı, veya ihtiyacım var mıydı, bilmiyorum. Doğal ve olması gereken buydu bunu biliyorum.Normal bir çocukluk geçirdiğim yerleri buralarda kırptım. Bunlar normal değil çünkü o duyguyu hissetmezdim. Bir eksiklik oluyordu ve bir duygu doldurulamıyordu.Bunun nasıl dolduracağımı bilmiyorum.
Düşüncelerim de yavaş yavaş şekillendi, hiçbir zaman bir fikre saplantılı kalmadım. Belki araştırmaya üşendim belki işime gelmedi. Sonuç buradayım ve yazıyorum. Hiç bir şeyin bayrağını taşımadan.
Zaman yine ilerliyordu, tabi ben de büyüyordum. Olgunlaştığımı söyleyemiyorum çünkü yeni hisleri tanıma oranım gittikçe azalıyordu.Yeni duygular keşfine kısa bir mola verdim gibiydi. Gibi değil üstelik, belliydi.Kısa bir mola değildi, artık istemiyordum.
Zaman bir süre sonra yavaşladı. İzafiyeti canlı canlı yaşayan bir denektim ben. İnsan topluluğu üzerimde deney yapıyordu,biliyordum. Ben çok şey biliyordum. Ama bilmediğim bir şey vardı, insanlar neden böyleler? Çok kitap okudum, araştırma yaptım üşenmeden. Yine insanlar Oturduğu yerden ahkam kesiyor demesinler diye değil, gerçekten merak ediyordum. Ölene kadar da bu sorunun peşinde koşacaktım. Bir denektim ve kendi deneylerimi yapma vaktim gelmişti. Belki bir katil bile olabilirdim. İnsanların hipotezlerini çürüten… En canlı kadavra olabilirdim de, yaşayan bir ölüden tek farkım hala işe yarıyordum. Çünkü deney bitmiyordu.
Sayısız olaylar oluyor… Her gün bir çok denek, son görevlerini yerine getirip cansız kadavralara dönüşüyordu. Oysa ben yaşıyordum…
Yaşamak böyle bir şey değil, hayat dediğin şey göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman. Yıllar almıyor belki saniyeler. Çünkü öldüğün zaman anlıyorsun ki, yaşadığın tüm hayatın son nefesini verirken ki o nefesinde saklı.
Annem belki bir tek burada haklıydı. Bana öğrettiği tek şey de buydu zaten. Yaşam ve zaman kavramlarını belleğime kazımıştım. Hep oradalar ve benimle birlikte yaşıyorlar…

Ne düşünüyorsun

Okur

Yazar Ömrüm

B İ Z İ M
G Ü N E Ş İ M İ Z
B A Z I
K A R A N L I K
G E C E L E R D E
S A D E C E
B İ R
Y I L D I Z D I R . . .

Yıllık üye

Bir cevap yazın

yorumlar