Yine hiç olmadığı gibi davranan insanlarla dolu etrafım. Çeşitli maskeler takmışlar ve kendilerini gizliyorlar. Kendi benliklerini, hayallerini kısacası hayatlarını solduruyorlar. Enva-i çeşit renge sahipken yavaşça grileşiyor hayat. Belki de kırgınlar dünyaya, insanlara ve en önemlisi kendilerine… herşeye rağmen küsmemeli insan hayata ve kızmamalı kendine. Ne de olsa bir kuşun kanatlarında yaşam yada bir kelebeğin o küçücük dünyasında.
“Kısacık… naif… güzel… aynı manolyalar gibi.” Güneşin doğuşuyla aydınlanan sabah gibi huzura koşmak isterdim. Istanbul gibi olmak isterdim… onun kadar güzel, onun kadar telaşlı. Aynı onun gibi benimde üzerimde güneş batarken başkalarına umut olmayı isterdim. Çocukken kokusuyla büyüdüğüm o iğde ağacının gölgesinde oturmayı isterdim. Akasya ağacının yapraklarını her görüşümde kendime ondan bir taç yaparken yine melek olduğumu hayal etmek isterdim. Ama ne yazıkki o akasya ağacı kesilmiş, iğde ağacıysa kokusunu yitirmişti. Mazimin en ücra köşelerinde solup gitmeye mahkûm olmuşlardı. Korkuyorum çok korkuyorum. Zaman öyle bir güç ki en dayanıklısını dahi acı çeken birine dönüştürebiyor. içler acısı bir durum. Hal böyleyken bir umut tanesi olmak isterdim. Belki bir gün mutluluk yağmuruna dönüşür hauata yağardım. O zamana kadar sadece ben olmak istiyorum. Sadece ben… her ne olursa olsun hayata güzel bakman dileğiyle…

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment