içinde

Mornota yazarlarından kitap önerileri

1095604 42245648

Zamanın Kısa Tarihi (Stephen Hawking)

Zamanın Kısa Tarihi 1988 yılındaki ilk basımından bu yana geçen yıllar içerisinde bilimsel yazın alanında bir başyapıt konumu kazandı. Kırk dile çevrildi ve dokuz milyonun üzerinde baskı yaparak dev bir uluslararası ün kazandı.

Kitap o dönemde evrenin doğası hakkında öğrendiğimiz en son bilgiler göz önüne alınarak yazılmıştı, öte yandan o günden bu güne hem atom-altı dünyanın hem de büyük ölçekte evrenin gözlem teknolojilerinde olağanüstü ilerlemeler yaşandı. Bu yeni gözlemler Profesör Hawking’in kitabın ilk baskısında yaptığı kuramsal öngörülerin çoğunu doğrulayan nitelikteydi. Bu gözlemlere, evrenin başlangıcından 300.000 yıl sonrasını araştıran ve Hawking’in varlığını ileri sürdüğü uzayzaman dokusundaki kırışıklıkları tespit eden Kozmik Ardalan Kâşifi COBE uydusunun son bulguları da dahildir.

Kaleme aldığı özgün metne kendisinin son araştırmasından ve en son gözlemlerden edindiğimiz yeni bilgileri katma arzusuyla Hawking, kitabının elinizdeki son baskısı için yeni bir önsöz yazmakla kalmadı, aynı zamanda solucan delikleri ve zaman yolculuğuyla ilgili çok etkileyici yepyeni bir bölüm kaleme alarak kitabını güncelledi.

“Canlı ve kışkırtıcı.. Hawking doğal bir öğretmen yeteneğine sahip: kolay anlaşılır yazıyor, mizah katıyor ve günlük yaşamdan örnekler veriyor.”
-The New York Times-

“Tekerlekli sandalyede oturmasına karşın Hawking’in zihni uzayın sonsuzluğunda her yere ulaşıyor ve evrenin gizemlerini açıklıyor.”
-Time-

“Usta işi.”
-The Wall Street Journal-
(Tanıtım Bülteninden)Zamanın kısa tarihi

 

Yaban (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Kendi dönemi içindeki gerçekçilik anlayışına uygun olarak yazılmış olan Yaban’da Yakup Kadri, I. Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı’nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadeleye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir. Yaban için “bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir” diyen yazar, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazacağı Ankara’da cevap bulmaya çalışacaktır.

Yaban

 

Ve Turuncu (Kazım Baran Yılmaz)

Biz tabii betonlara ekilmiş yapma çiçekleri derme telaşı
çoğun artanı, azın eksik kalanıyız
tam değiliz ama varız
bu iyi.
(Tanıtım Bülteninden)

Ve turuncu

 

Tutunamayanlar (Oğuz Atay)

‘Tutunamayanlar’, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Berna Moran, Oğuz Atay’ın bu ilk romanını “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak niteler. Moran’a göre “Oğuz Atay’ın mizah gücü ve duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar’ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, eserdeki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.” Küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan Atay, “saldırısı tutunanların anlamayacağı, rededeceği türden bir romanla yapar.”

Tutunamayanlar

 

İlk Aşk ( Ivan Sergeyeviç Turgenyev)

Ünlü Rus yazarı Turgenyev’in bir çocuğun ilk aşkını anlattığı bu romanı, aynı zamanda çocukluk aşkının inceliklerini, verdiği acıları, yaşattığı hayal kırıklıklarını da gözler önüne seriyor…

Turgenyev - İlk Aşk

 

Psikopat ( Tami Hoag)

New York Times’ın çok satan Tami Hoag asla unutamayacağınız, dehşet dolu cinayetlerin işlendiği evde başlayan yeni romanında sizi bir kez daha derinden sarsacak. Çünkü amansız iki dedektifin yaptığı araştırmalar kısa zamanda tam bir insan avına dönüşür ve neticesinde de insan kötülüğünün hangi sınırlara varabileceği bir kez daha gözler önüne serilir. Bunlar öylesine vahşi öylesine korkunç cinayetlerdi ki en soğukkanlı cinayet masası dedektiflerinin dahi yaşamlarını tepeden tırnağa etkilemişti. Haas ailesinin vahşice katledilmesi tüm toplumu derinden sarsmıştı ama herkes kısa zamanda bu cinayetleri işleyenin Karl Dahl olduğunda hemfikir olmuştu. Sadece Yargıç Carey Moore kamuoyunun bu genel yargısını paylaşmıyor gibi gözüküyordu. Bunun sonucunda da kendisini büyük bir tehlikenin tam göbeğinde bulmuştu. Yargıç otoparkta kimliği bilinmeyen birinin saldırısına uğrayınca Minneapolis emniyetinden iki dedekti hem bu saldırıyı araştırmak hem de yargıca zarar gelmesine engel olmak amacıyla işe koyulurlar. Son derece sert bir dedektif olan Sam Kovac’la ondan hiç de aşağı kalmayan nüktedan ortağı Nikki Liska kanıtları değerlendirmeye fırsat bile bulamadan Karl Dahl hastaneden kaçıp, izini kaybettirmeyi başarır. Şimdi her şey tamamen değişmiştir ve ne yazık ki kontrolden de çıkmış gibi gözükmektedir.

Tami Hoag

 

Sofie’nin Dünyası (Jostein Gaarder)

“Benzer insanların”, yüzeysel bilgilerin geçerli olduğu çağımızda, “3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır” diyen Goethe’nin günübirlik insanlarından olmama yolunda ciddi bir adım.

15. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Sofi, bir gün posta kutusunda “Kimsin” yazılı bir not bulur. Bu sorudan hareketle, bütün bir felsefe tarihinde sorulmuş soruları ve cevapları, sürükleyici bir roman kurgusu içinde anlatan Jostein Gaarder, Umberto Eco’nun “Gülün Adı”nda Ortaçağ teolojisini romanlaştırma gücünü bu kitabında felsefede gösteriyor.

Gaarder (1952) özellikle gençliğe yönelik kitaplarıyla tanınan Norveçli bir felsefe öğretmeni.

“Sofi’nin Dünyası” yayınlandığı 1991 yılından bu yana aralarında Korece, Rusça, Japonca, Arapça gibi diller de olmak üzere kırka yakın dile çevrilmiş ve yayınlandığı her ülkede en çok satan kitap olma başarısını elde etmiştir.

Sophie'nin dünyası

 

 

Sohrab Sepehri ( Bahiyeh Afnan Shahid) 

Sohrâb Sepehrî (1928-1980) İranlı şair ve ressam Sohrâb Sepehrî, modern İran şiirinin dünya dillerine en çok aktarılmış şairlerindendir. Sepehrî’nin çok sayıda çağdaş sanatçı tarafından çeşitli sanatsal biçimler altında yeniden üretilmiş olan şiiri, coşkuyla bağlı olduğu ve yaşamının önemli bölümünü geçirdiği topraklardan beslenir. Işık ve karanlık, varlık ve yokluk, renk ve renksizlik, yalnızlık ve çokluk, hareketsizlik ve devinim gibi temalar Sepehrî’nin şiirinde benzersiz bir lirizmle işlenmiştir. Sekiz Kitap, Sepehrî’nin maddi dünya içindeki her şeyi “başlangıç”la karşılaştırmayı arzuladığı “Hiçistan” hayalinin de görkemli bir tablosu niteliğinde.

 Sohrab Sepehri

Sevgili Arsız Ölüm (Latife Tekin)

“1957 yılında Kayseri’nin Bünyan kasabasına bağlı Karacefenk köyünde doğdum. Yürümeyi öğrenir öğrenmez okula başladım. Okul, evimizin erkek odasıydı. Sedirlerin altında cinlerle oynaşırken okumayı, yazmayı öğrendim. Karacefenk’te sedirlerin altında cinler ve periler yaşardı. Çocukluğum onların arasında geçti. Gizlice onların derneğine girdim. Evlerini gezdim. Düğünlerine gittim. Dillerini, gündüz ve gece oyunlarını öğrendim. Babam İstanbul’da çalışırdı.

Annemin yüreği yaralı, garip bir kadın olduğunu kim söyledi bana şimdi unuttum. Okuyup yazar, dikiş diker, iğne yapar, Kürtçe ve Arapça bilirdi. Köye gelen çingenelere adını duymadığım yerleri, insanları sorardı.Onun geçmişini aranıp durması çocukluğuma bulaşan ilk acıydı. Babam İstanbul’dan torba dolusu parayla döner, köyü başına toplardı. Evimiz tuhaf aletlerle doluydu. Ne işe yaradığını anlamadığım büyülü demirler. Zemberekli saat, radyo, gramofon, mavi kocaman bir yolcu otobüsü, patos, tulumba, kamyon ve traktör.1966 yılında İstanbul’a geldim. Çocukluğum keskin bir acıyla ikiye bölündü sanki.

Gerçekleşmeyen düşler, aralarında doğup büyüdüğüm insanları paramparça etti. Babam hızla işçileşti ve giderek işsiz kaldı. İki ağbim ve kardeşim inşaatlarda işe girdi. Yedi kardeşin arasından titrek bir gölge gibi sıyrılıp liseyi bitirdim. Korku ve yalnızlığın içinden okula gitmenin bedelini ödedim. İnanılmaz savrulmalar, inkâr ve baskının bin çeşidi. Kente ayak uydurabilmek için boğuşup durdum. Her yanım yara bere içinde kaldı. Boğuşurken birlikte doğup büyüdüğüm insanlardan ayrı düştüm. Ama kendi öz değerlerimi, dilimi ve o insanların durulmaz bir coşkuyla bana taşıdıkları sevgiyi koruyabilmek için direndim.

Elinizdeki roman bu direnişim için aralarında büyüdüğüm insanların bana armağanıdır. Keşke onu daha soluk soluğa, daha parçalanmış bir teknikle, daha erken yazabilseydim.”

Sevgili Arsız Ölüm

 

Serenad ( Zülfü Livaneli )

Roman okumak istiyorsanız…

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar.

1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad’da Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.

Serenad

 

Kayıp Savaş Sanatı (Sun Bin)

Sun Bin ismi, yaklaşık bin yıl boyunca Çin’de bir efsane olarak kabul edildi. Hakkında bilinenler söylentilerden ibaretti. Mao Zedung bile yazılarında ona gönderme yaptı. “Savaşan Devletler” döneminin (M.Ö. 475-221) ortalarında yaşayan bu ünlü stratejistin Savaş Sanatı isminde olağanüstü bir kitap yazdığı biliniyordu. Ancak bin yıldan fazla bir süre önce kitabın kaybolması, hem Çin’de hem de diğer ülkelerde büyük tartışmalara neden olmuştu. Kimileri Sun Tzu ile Sun Bin’in aynı kişi olduğunu öne sürerken, kimileri de bu eserin aslında hiç var olmadığını iddia ediyordu.

Tartışmalar, 1972 yılının Nisan ayında son buldu. Bu tarihte Shandong bölgesindeki Yingue Dağı’nda bulunan Batı Han Hanedanlığı’na ait mezarlarda çeşitli bambu tabletler keşfedilmişti. Yapılan incelemeler sonucunda tabletlerin arasında Sun Bin’in Savaş Sanatı’nın da bulunduğu anlaşıldı. Böylece Sun Bin’in gerçekten yaşadığı ve kendisinden sonraki nesiller için bir kitap kaleme aldığı kanıtlanmış oluyordu.

Bin yıllık bilmece çözülmüş, bir efsane yeniden ortaya çıkmıştı. Uzmanlar, Sun Bin’in Sun Tzu’nun soyundan geldiğini ifade ediyorlar. Sun Bin’in devraldığı strateji ve savaş sanatı mirasını daha da geliştirdiği biliniyor. Gerçekten de her iki strateji dehasının yazdıkları arasında benzerlikler olduğu kadar, farklar da bulunmaktadır.

Belki de bu yüzden Sun Bin’i okumadan Sun Tzu’yu incelemenin bir eksiklik olduğuna inanılıyor. Söz konusu eksikliği gidermek için strateji alanındaki bu kadim Doğu klasiğini Türkiyeli okurların ilgisine sunuyoruz.

Savaş sanatı Sun tzu

 

Kürk Mantolu Madonna (Sabahattin Ali)

“Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum “Kürk Mantolu Madonna”yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum.”

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

Sabahhattin ali- Kürk mantolu madonna

 

Devlet (Platon)

Devlet Sokrates’in sağlıklı ve mutlu bir toplum hayatı için düşündüğü devlet modelini anlatır. Günümüzdeki devlet felsefesi üzerinde temel kaynaklardan biri olması açısından önemlidir. Aynı zamanda mutluluk felsefesi üzerine yazılmış bir metindir. Eser Platon tarafından yazılmıştır. Fakat eserde Platon’un hocası olan Socrates’in konuşmaları yer almaktadır.

Platon, “Devlet” adlı eserinde ideal devletin nasıl olacağını belirtmiştir. Bu devlette insanlar üç sınıfa bölünmüştür; Çalışanlar (işçiler, çiftçiler, zanaatkarlar), bekçiler (askerler) ve yöneticiler. İşçi sınıfı çalışıp üretimde bulunarak devletin maddi ihtiyaçlarını karşılar. Bekçiler sınıfı toplum içinde güvenliği ve dışarıya karşı devletin varlığını savunur. Yöneticiler sınıfı ise devleti yönetir.

Bu toplumda her sınıfın bir erdemi vardır. İşçi sınıfının erdemi kanaatkâr olmak, bekçi sınıfının erdemi cesaret, yöneticilerin erdemi ise bilgeliktir.Ayrıca bu toplumda Kadın-Erkek eşitliği mevcuttur.

Platon’un açtığı bu ütopik devlet anlayışı yolu, gelecekte hem doğu hem de batı felsefelerinde temsilciler bulmuştur. Doğu felsefesinde böyle ütopik bir devlet anlayışını Fârâbî’de görmekteyiz.
(Tanıtım Bülteninden)

Platon- Devlet

 

Simyacı (Paulo Coelho)

Simyacı, dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho’nun üçüncü romanı. 1996 yılından bu yana Türkiye’de de çok okundu, çok sevildi, çok övüldü bu kitap. Bir büyük Doğu klasiği olan Mevlâna’nın ünlü Mesnevî’sinde yer alan bir küçük öyküden yola çıkarak yazılan bu roman, yüreğinde çocukluğunun çırpınışlarını taşıyan okurlar için bir “klasik” yapıt haline geldi.

Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının öyküsü. Ama aynı zamanda bir “nasihatnâme”; “Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın?” gibi sorulara yanıt arayan bir yaşam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor.

Simyacı’yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp, güneşin doğuşunu izlemeye benziyor.

Paulo coelho- simyacı

 

Otomatik Portakal (Anthony Burgess)

Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…

Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. “Uqueer as as clockwork orange”. Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı, yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya’da “canlı” anlamına gelen “orang” sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikâyeye çok iyi oturduğunu düşündüm…
-Anthony Burges-

Karabasan gibi bir gelecek atmosferi… Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler… Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi?.. Otomatik Portakal bunların hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess antikahramanı için yeni bir dil yaratır: Yakın geleceğin argosu “nadsat”ı.

… ve Stanley Kubrick’in muhteşem film uyarlaması, yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini pekiştirmiştir…
(Tanıtım Bülteninden)

Otomatik portakal

 

Olasılıksız (Adam Fawer)

Bitirmek için yarını, başkasına anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksiniz.

Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi?

Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?

Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?

Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mı yoksa geleceği mi görüyorsunuz?

Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘Olasılıksız’ tam size göre bir roman…
(Tanıtım Bülteninden)

Olasılıksız

 

Nietzsche Ağladığında (Irvin D. Yalom)

Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek…

SAHNE Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana’sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.
AKTÖRLER Nietzsche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı’yı öldürmüş. “Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır” diyor. Daha sonra, “Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?” diyecek. Ümitsiz.

Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca “ama” pozisyonunda yaşamış biri.
Freud: Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.
Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.

KONU Ümitsizlik.
Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé, Nietzsche’den habersiz Breuer’e gelir. “Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin” der. Breuer, Salomé’yi tekrar görebilmek umuduyla “peki” der. Böylece varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade… ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar…
Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere…
(Tanıtım Bülteninden)

Nietzsche ağladığında

 

Martı Jonathan Livingston (Richard Bach)

Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.
Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu.
(Tanıtım Bülteninden)

Martı Jonathan livingston

 

Liderler Neden Yalan Söyler? (John J. Mearsheimer)

Liderler Neden Yalan Söyler?
Liderlerin söyledikleri uluslararası yalanların farklı türleri nelerdir?
Her bir yalan türünü motive eden stratejik mantık nedir?
Özel olarak, liderleri, iğrenç değilse bile hoş olmayan bu davranışa sürükleyen yalanın potansiyel faydaları nelerdir?
Her bir yalan türünü daha az veya çok mümkün kılan koşullar nelerdir?
Bir devletin iç politikasının yanı sıra dış politikası açısından da yalanın potansiyel maliyetleri nelerdir?
Başka bir deyişle, uluslararası yalanlar söylemenin sakıncaları nelerdir?

Mearsheimer, yalan söylemenin ilk sistematik analizini sunduğu Liderler Neden Yalan Söyler’de, uluslararası ilişkilerdeki teorik literatürün yanı sıra yalan üzerine yazılmış kapsamlı literatüre de dayanan analitik bir çerçeve sunarak yukarıdaki sorulara cevap arıyor.

Liderler Neden Yalan Söyler

 

Küçük Prens (Antoine de Saint-Exupery)

“Hoşça git,” dedi tilki. “Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.” Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: “Gerçeğin mayası gözle görülmez.”
(Tanıtım Bülteninden)

Küçük Prens

 

Sil Baştan (Ken Grimwood)

Ken Grimwood’un sıradışı eseri Sil Baştan, zihninize şu soruyu kazıyor: Geçmişte yapmış olduğunuz hataları bilerek hayatınızı tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız ne yapardınız?
43 yaşındaki Jeff Winston bu şansı birkaç kez elde eder. Heyecanını yitirdiği evliliği ile geleceği olmayan işi arasında sıkışıp kalmıştır ve hiç beklenmedik bir anda ölüverir. Tekrar hayata gözlerini açtığında ise takvimler 1963 yılını göstermektedir. O sabah 18 yaşında, üniversite yatakhanesinin duvarlarına bakarak uyanır. Her şey eskisi gibidir… tek bir fark dışında: Jeff geleceği avcunun içi gibi bilmektedir. Futbol ligi final maçlarından at yarışlarına kadar kimin kazanacağını, Wall Street’te köşeyi dönmek için hangi şirketlere yatırım yapmak gerektiğini… Yalnız, bilmediği bir şey vardır: Neden hayatını sil baştan yaşamak zorundadır? Sevdiği her şeyi ve herkesi kazanıp kaybetmeye daha ne kadar devam edecektir?
Birçok dile çevrilen ve listeleri alt üst eden Sil Baştan hayatın karmaşık döngüsünü sorgularken hayal gücünüzü de sonuna kadar zorluyor.

Ken grimwood- sil baştan

 

Açık Komplo – Dünya Devrimi Üzerine ( H. G. Wells)

H. G. Wells’in bu yaygın olarak pek bilinmeyen, ancak derinden derine etkili olduğunu yeni anlamaya başladığımız kitabı yazılalı hemen hemen bir yüzyıl oldu. Wells 1928’de kitabını yazdığında Britanya İmparatorluğu, dünyanın her yerindeki dominyonları ve onların arasında ticaret için tüm okyanusları kateden dev ticaret filosu ve kendini bu ticaretin barış ve düzen içinde yürütülmesine adamış Krallık Tacı ve “Majestelerin Denizcileri” (His / Her Majesty’s Seaman -HMS- Britanya Donanması’nın arması) ile evrensel barışa hizmete kendini adamış görünen bir dünya devleti idi. İngiliz tacına bağlılık, İngiliz gelenekleri içinde şekillenmiş bir iktidar ilkesi idi ve dünya üzerinde doğal sınırlarına ulaşmıştı. Bundan sonrası için daha yeni bir “imparatorluk tarzı” düşünmek lazımdı. Wells bunu Açık Komplo’da düşündü ve önerdi.

Wells, çağımızın garip, korkunç ve mantık sınırlarını zorlayan olaylarının, uluslaraşırı ve onlardan daha zengin şirketlerin, atlatılamayan iktisadi krizlerin, genetik planlamanın, yeniden başlayan sömürge savaşlarının, kişilik, kimlik ve bağımsızlık kaybının bir habercisi midir? Gönül olmamasını diliyor; ama akıl yine de bundan korkuyor.

Yeryüzünün hakimleri ve elit çevreleri, Bilderberg toplantılarında sosyal güvenlik harcamalarını “girişim özgürlüğü önünde engel” görerek kaldırmak, Chicago Ekonomi Okulu’nda kölelik akdini “özgür bırakmak”, IMF ve Dünya Bankası çevrelerinde demokrasinin global piyasaya entegre olmadan, dolayısıyla çok uluslu tekellerin hakimiyeti altına girmeden olamayacağını tartışıyorsa; bu sahte “özgürlük” ve “demokrasi” havarilerini ve iddialarını tartışmanın zamanı gelmiş demektir.

Foucault’nun bir zamanlar söylediği gibi, “Hiçbir şey tersinden bu kadar totaliter olmamıştır”; ve bu “özgürlüğü” tartışmaya başlamak, fikir babası Wells’in Açık Komplo’sunu okumakla başlar.

H.g. Wells - Açık Komplo

 

Hayvan Çiftliği (George Orwell)

İngiliz yazar George Orwell, ülkemizde daha çok Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş bir diğer çok ünlü eseridir. 1940’lardaki “reel sos­yalizm”in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında yergi türünün başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.

Hayvan Çiftliği’nin başkişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama devrimi de yine onlar yolundan saptırır. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin’i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir.

Altbaşlığı Bir Peri Masalı olan Hayvan Çiftliği, bir masal anlatımıyla yazılmıştır; ama küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değil, çarpıcı bir politik taşlamadır.
(Tanıtım Bülteninden)George orwell- hayvan çiftliği

 

Gelecek 100 Yıl (George Friedman)

GELECEK 100 YIL
21. YÜZYIL İÇİN ÖNGÖRÜLER
George Friedman’ın Bütün Dünyanın Gündemine Bomba Gibi Düşen Kitabı Türkçe’de…
Dünya Nereye Doğru Gidecek?

2020: Rusya çökecek. Türkiye en büyük 10’uncu ekonomi olacak. Çin büyük bir kriz yaşayarak dağılacak.

2030:Dünya ABD kaynaklı büyük ekonomik krizle yeniden sarsılacak

2040: Türkiye; Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanları hakimiyeti altına alarak dev bir ülke olacak. Bölgesinde askeri müdahaleler yapacak. ABD-TÜRKİYE arasındaki gerilim artacak

2050: Türkiye, ABD, Polonya ve Japonya arasında 3. Dünya Savaşı çıkacak. 50.000 kişi ölecek.
2060: Enerji Devrimi Gerçekleşecek.

2080: Petrol rezervleri bitecek, yerine uzay temelli enerjiler dünyada kullanılmaya başlayacak.

2100: Meksika ABD’ye savaş açacak.
– NATO bitecek. Avrupa’daki Almanya Fransa ittifakı çökecek. Avrupa Birliği bitecek, hakimiyet Polonya’ya geçecek.

– Türkiye; Ortadoğu, Orta Asya ve Balkanları hakimiyeti altına alarak dev bir ülke olacak.

– Başkent Ankara’dan İstanbul’a taşınacak.

– Karadeniz ve Akdeniz artık bir Türk gölü haline gelecek.

– Neo Osmanlı senaryosu gerçek olacak. Türkiye Osmanlının sahip olduğu topraklara yeniden hükmedecek

-Dünyadaki herkes Türkçe, Japonca, Polonya ve Meksika dillerini öğrenecek.

BUNDAN SONRA DÜNYADA HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK. BÜTÜN DENGELER ALT ÜST OLACAK VE YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ KURULACAK.
George Friedman uzun zamandır beklenen ve provokatif Gelecek 100 Yıl kitabında keskin sezgisi ve akıllıca analizleri ile dünyada gelecekte bizi nelerin beklediğinin büyülü bir tablosunu sunuyor.

George Friedman

 

Gen Bencildir (Rıchard Dawkıns)

“Gen Bencildir” ilk yayımlandığı 1976 yılında biyologlar ve halk arasında büyük bir heyecan dalgasına yol açmıştı. Genin gözünden hayata bakışı parlak bir şekilde ve sade bir yazımla sunuşu, doğal seçilimin doğasıyla ilgili düşünce dizileri ile birleşerek evrimi anlayışımızla ilgili geniş kapsamlı imalarda bulunmuştu. Zaman, kitaptaki fikirlerin önemini onayladı. Kuvvetli entelektüelliğe sahip olmasına rağmen teknik bir dille yazılmamış olan “Gen Bencildir” birçoklarınca bilim yazıtının başyapıtı olarak görülür ve kitaptaki öngörüler günümüzde bile ilk yayımlandığı gündeki kadar güncelliğini korur.
(Tanıtım Bülteninden)

Gen bencildir

 

 

Dönüşüm (Franz Kafka)

Kafka’nın birçok dile çevrilen ve başyapıtı sayılan kısa romanı…
Kitabın başkahramanı Gregor Samsa’nın şahsında, yaşadığı toplumun kutsal değerleri kadar sıradan birçok meselenin de başarıyla sorgulandığı eserde Samsa ailesinin oğullarının dönüşümüne verdiği tepkiler, ilerleyen zaman içerisinde tavırlarındaki farklılaşmalar ve modern toplumun girdapları başarıyla anlatılıyor.
Gregor Samsa’nın bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş halde bulduktan sonra konuşulanları anlamasına rağmen kendini anlatamaması, modern zamanlarda insanlar arasında yaşanan iletişim kuramama sıkıntısını çok etkileyici bir anlatımla sunuyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Franz Kafka- Dönüşüm

 

Ezilenler (Fyodor Mihailoviç Dostoyevski)

Ezilenler… Dostoyevski’nin en güzel romanlarından birinin başlığı budur işte.

Eser, baştan aşağıya, aşağılanışın insanı cehennemlik ettiği, alçakgönüllülüğün ise kutsallaştırdığı düşüncesi ile doludur.

Dostoyevski - Ezilenler

 

Dinle Küçük Adam (Wilhelm Reich)

Wilhelm Reich’ın, deyimleşmiş “küçük adam”a seslenişi, bilimsel değil, insanca bir belgedir. 1946 yazında, yayımlanma amacı olmadan, Orgon Enstitüsü’nün arşivi için yazılmıştır. Uzun yaşam ve acı deneyimlerinden damıtılan, kendi gerçek gereksinimlerinden bilincine varmaları ve artık zalimce kendi kendilerini mahvetmekten vazgeçmeleri için, insanlara yöneltilmiş sarsıcı bir çağrıdır.

Dinle küçük adam

 

Cesur Yeni Dünya (Aldous Huxley)

“Cesur Yeni Dünya” bizi “Ford’dan sonra 632 yılına” götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, “annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes içindir.”
“Cesur Yeni Dünya”nın önemi yalnızca ardılları için bir standart oluşturması ve karamsar bir gelecek tasarımının güçlü betimlemesiyle değil, aynı zamanda ‘birey yok edilse de süren macerasının’ sağlam bir üslupta anlatılmasıyla da ilgili. Huxley, yapıtını ütopa geleneğinin kuru anlatımının dışına çıkarıp ‘iyi edebiyat’ kategorisine yükseltiyor.

Cesur yeni dünya

 

Bitmeyecek Öykü (Michael Ende)

Ne İstiyorsan Onu Yap!

Fantazya’nın sınırsız güç simgesinin üzerinde bu yazı vardı. Ama Bastian bu tümcenin gerçek anlamını ancak uzun, güçlüklerle dolu aramalardan sonra öğrendi.

Bitmeyecek Öykü

 

Ah’lar Ağacı (Didem Madak)

Geçen yıl aramızdan ayrılan şair Didem Madak’ın yayımlanmış üç kitabı vardır: Grapon Kâğıtları, Ah’lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi. Bir süredir baskısı olmayan ve okurlar tarafından ısrarla aranan kitapların yeni basımını yaptık.

Ah'lar Ağacı

 

Nasıl Yapmalı (Nikolay Çernişevskiy)

İnternet ya da gazete arşivlerinde kaybolup gideceği yerde, derli toplu bir kitap olarak ve her halükarda fikir ve yaklaşım birliği oluşturan bu makaleler, Türk egemen medyasının perişan halini somut olarak gözler önüne seriyor. Ele aldığı konuların çeşitliliği bir yana, hangi konuyu işlerse onu mutlaka hem genel gazetecilik pratiği ve teorisi çerçevesinde konumlandırması hem de dünya gazeteciliği perspektifiyle de irdelemesi açısında da Arsan’ın makaleleri bilgi vermenin yanı sıra ufuk açıyor.
Ragıp Duran

0000000263963-1

 

Aşk ve Gurur (Jane Austen)

Jane Austen’ın romanlarına konu edindiği taşra hayatının küçük dünyası, onunla ilgili eleştirilerin odak noktasını oluşturur. Başarısı da başarısızlığı da burada ölçülür. Fransız Devrimi, Napolyon savaşları, endüstri devrimi gibi çağının büyük olaylarının yankısı, ya da büyük tutkular, ruhsal yücelim isteği, gözü pek aşklar yoktur onun romanlarında. Austen’ın ilgisi dar bir çevre içinde yaşayan bireyler arası ilişkiler üzerinde yoğunlaşır. Roman karakteri yaratmadaki büyük başarısı da bu sınırlı malzemeyi ele alış biçiminden kaynaklanır.

Karakterlerini kendilerini tanıma süreci içinde yansıtan Austen onların zaaflarından komedi unsuru yaratır. Bu komedi aslında toplumsal düzeni hicveden, ahlaki yargılar içeren ciddi bir yaşam eleştirisidir. Austen’ın roman dünyası hayale, romantizme, duygusallığa yer vermez. Yazar, taşra hayatının dar, sıkıcı, önemsiz olduğunu bilir. Roman boyunca yarattığı karakterlerin aldığı ders bu gerçeği kabul etmeyi öğrenmektir. Austen’ın romanlarında değişmeyen bir nesnel dünya karşısında değişmek zorunda kalan insanlar vardır.
(Tanıtım Bülteninden)

0000000249515-1

 

Faust (Johann Wolfgang Von Goethe)

Goethe’nin hayatını, düşüncesini ve bütün kişiliğini ortaya koyarak meydana getirdiği bir başyapıttır.

0000000107146-1

 

1984 (George Orwell)

Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (…) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.

Can Yayınları, bu “bütün zamanların kitabını” Celâl Üster’in özenli çevirisiyle okura sunmaktan kıvanç duyuyor.
(Tanıtım Bülteninden)

1984 George Orwell

 

Sinekli Bakkal (Halide Edib Adıvar)

Adıvar’ın bugüne kadar defalarca basılmış, milyonlarca okur tarafından okunmuş ve güncelliğini hiç yitirmemiş romanı Sinekli Bakkal, Türk romanı içerisinde özel bir yere sahip. “Roman,” dendiğinde aklımıza gelen ilk kitaplardan biri olan bu yapıtı Selim İleri’nin yazdığı sonsöz eşliğinde sunuyoruz.

Defalarca basılmış, kuşaklardan kuşaklara ulaşabilmiş Sinekli Bakkal, II. Abdülhamid dönemini bir geçmiş zaman dekoru önünde yansıtarak, eskiden yeniye devralınması gereken kültür, sanat ve töre değerleri üzerinde durur. Bir anlamda, yazar ve eseri, tarihi süreklilik arayışı içerisindedirler.0000000238309-1

 

Sineklerin Tanrısı (William Golding)

“Sineklerin Tanrısı”, günümüzde bir atom savaşı sırasında, ıssız bir adaya düşen bir avuç okul çocuğunun, geldikleri dünyanın bütün uygar törelerinden uzaklaşarak, insan yaradılışının temelindeki korkunç bir gerçeği ortaya koymalarını dile getirir. Konusu, R. M. Ballantyne’ın Mercan Adası gibi eşsiz bir mercan adasının cenneti andıran ortamında başlayan bu roman, çağdaş toplumlardaki çöküntünün, insan yaradılışındaki köklerini gözönüne sermek amacıyla Mercan Adası’ndaki duygusal iyimserlikten apayrı bir yönde gelişir. Uygar insanın yüreğinde gizlenen karanlığı deşerken “Sineklerin Tanrısı”; daha çok Conrad’ın kısa romanı “Karanlığın Yüreği”ni andırır. Golding’in romanındaki çocuklar da başlangıçta tıpkı Kurtz gibi, uygar toplumun baskılarından uzak bir örnek düzen kurmak isterlerken, gitgide hayvanlaşır, korkunç bir kişiliğe bürünürler. Bu yönüyle Sineklerin Tanrısı’nın Mercan Adası ile öbür ıssız ada serüvenlerinden ayrıldığı en önemli nokta, ıssız ada yaşamının çetin güçlüklerini ya da mutluluğunu anlatmaktan daha çok, bir insanlık durumunu, kişiler arasındaki çatışma aracılığıyla ortaya koymaya çalışmasıdır.
-Akşit Göktürk-
(Arka Kapak)Sineklerin tanrısı

 

Açlık (Knut Hamsun)

Norveçli büyük romancı Knut Hamsun’un kişiliğini ve ününü oluşturan en büyük romanı Açlık’tır. Ünlü bir yazar olma sevdasıyla yanıp tutuşurken, bir yanda da açlıkla pençeleşen bir gencin, gerçekten duygulandırıcı öyküsü olan bu kitap, dünya edebiyatının başyapıtları arasında anılmaktadır. Behçet Necatigil’in usta kaleminden, örnek bir çeviri okuyacaksınız bu ciltte.

Açlık

Ne düşünüyorsun

Kahverengi Yazar

Yazar Yakup Udül

Keyifli okumalar..

Bir cevap yazın