Sıcak bir kasım günüydü. Havada bulut görünmüyordu. Öğlen saatleri. Kahvaltımı yeni yapmıştım. Keyfim yerindeydi. Düşündüm, bir sinema güzel giderdi. Düştüm yollara, vardım ismi lazım olmayan alışveriş merkezindeki sinemaya.

Atmosfer güzeldi. TEOG kazazedeleri dökülmüş yollara. Onlar da varmışlar sinemaya. Bir de halk günü tabii. Ben de o yüzden geldim aslında. Hınca hınç doluydu sinemanın önü. Bilet alabilmek için tek gişe çalışıyordu. Kuyruk dersen en az 15 metre var. Neyse efendim, kuyruğu gördükten sonra oluşan şaşkınlığı atlatıp sıraya girdim. 15 dakika bekledim. Sıram gelince yer kalmamıştır diye düşünüyordum. Gişedeki görevliye sordum. Yer olduğunu söyledi. Hatta salonun yarısı boştu. Yine şaşırdım ama filmin başlama saati geçtiği için bileti aldım, koştum salona. Sırada konuştuğum bir amca hangi filme gireceğimi sormuştu. O da benimle aynı filme girdi. ”Adam mısın?” diye soracaktım da neyse film başladı.

Açıkçası beklentim biraz fazlaydı. Futbol programında oldukça övdüler filmi. Ben de özellikle Ahmet Çakar, Sinan Engin ve Rasim Ozan Kütahyalı’nın şovmenliklerini bildiğim için iyi bir ürün ortaya çıkmıştır diye düşündüm. Ceyhun Yılmaz ve Kadir Çöpdemir gibi ustalar da olunca komiktir dedim. Üstüne bir de Sinan Engin’in ”gülmeyene parasını veririm” çıkışı beni harekete geçirdi.

Film oldukça akıcıydı. Oyuncular futbol programındaki gibi değil de tane tane konuşuyorlardı. Buradaki eleştirim biraz daha doğal olabilirlerdi. Yani rol yaptıkları belliydi. Film kutsal mihraceyi ele geçirmek üzerine kuruluydu. Testere filminden devşirilmiş kaçırılmalara ve olaylara sahne oldu. Kötü adam Kadir Çöpdemir‘e rolü çok yakışmıştı. Aşırı beğendim. Ceyhun Yılmaz filmde bol bol şairliğini konuşturdu. Onun da rolünün hakkını verdiğini düşünüyorum. Masum rolünde olan, filmin sonundaysa gerçek yüzü ortaya çıkan Burçin Abdullah oldukça başarılıydı. Ahmet Çakar ve Rasim Ozan Kütahyalı‘nın oyunculuğunu kısmen beğendim. En güzel sahneler de onların olduğu sahnelerdi. Sinan Engin vasattı. Abdülkerim Durmaz‘ın futbol programındaki gergin tavırları filmde de vardı. Onu da kısmen başarılı buldum. En kötü oyunculuk Ertem Şener’indi. Açıkçası oynadığı karakteri sevemedim. Biraz da itici geldi.

Filmin sonundaki kovalamaca sahnesi de görüntü olarak oldukça güzeldi. Giydikleri kıyafetler de oldukça yakışmıştı herbirine. Şunu da söylemeliyim ki, Serdar Ortaç’ın rolü çok kısaydı. En azından 2-3 sahne daha yazılabilirdi. Sadece adını kullanmışlar desek yeridir.

Kahkaha atmayı bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Kahkaha atamadım, atanda duymadım. Gülmeyi de pek beklemeyin. Sadece bazı sahnelerde tebessüm ediyorsunuz o kadar. Açıkçası futbol programlarında bu kadar eğlendiren insanlardan daha komik bir film beklerdim. Tabii oyunculuğun bambaşka bir şey olduğunu da biliyorum. O yüzden çok da bir şey diyemiyorum.

Genel olarak başarılı buldum filmi. Daha iyi olabilirdi diye düşünmüyor da değilim. Filmin fragmandan pek farkı da yok gördüğüm kadarıyla. Önemli ve güzel olan sahnelerin çoğu fragmanda var. Dolayısıyla izlemeniz şart değil. Fragmanı izleyince de izlemiş kadar oluyorsunuz. Ha diyorsanız ki ben merak ediyorum ya da vizyondaki hemen hemen bütün filmleri izledim bir bu kaldı, boş zamanım da var o zaman gidebilirsiniz derim. Filmin mesajı ne derseniz de, film güven duygunuzu sorgulatıyor. İyilik yaptığınız insanlara çok da güvenmemeniz gerektiğini vurguluyor. Filmi izledikten sonra bu yazıyı yazmadan önce yapılan yorumlara da bir baktım. Genel olarak filmin beğenilmediğini gördüm. IMDb puanı 10 üzerinden 2 olarak gözüküyor. Ben 7 puan verdim. Bir daha izler miyim? Sanmıyorum. Sonuç olarak Sinan Engin beni duyuyor olsaydı, -tam olarak yazamadığım- başlıktaki o efsane argo içeren sözünü söylerdi herhalde.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment