Hiç o kadar özgür hissedemedi insan oğlu.

Üzerimizde taşıyıp durduğumuz, her gece yeniden sarhoş ve her sabah daha güçlü inkarlara yatkın bellekler.

Hiç, bir kadının özenle ekip, bir bir su vererek büyüttüğü çiçeklerinin bahçe’ liğini sorgulamadı kimse.

Belki bir yudum nefes göğüs kafesinden yavaşça yükselirken aynı anda atamadığı çığlıklar kursağında kalıyordu.

Belki aynada saatlerce içine baktığı gözlerinde bulmayı umduğu bir ton vardı ve asla ona ulaşamıyordu.Mavi miydi, yeşil mi, kahve mi, açık mıydı, koyu mu, hangi renk olsaydı daha çok değerli olurdu?

ve bulutlar, tepeden tutturduğu karman çorman saçlarına birkaç damla bıraktı kendilerinden.

Yine de bu soruların ve cevapların ona faydası yoktu.

Bir döngü keşfetti ve içinde kendini kaybetmeye o kadar çok yakındı ki;

‘canımın içi’ dedi, canının içindeki herkes kayboldukça o kendine geldi.

Bir döngü ile tanıştırıldı; elini uzatsa herkesin dudağında dünyadaki en yavşak sessizliği görecekti.

Bir noktadan sonra en çok o kadar özgür hissedebilirdi insanoğlu.

En çok bütün kayıpların eşiğinde, elleri kapı tokmağında, dizleri titrek,

en çok her şey ve her anı’dan nefret etmeye ramak kalmışken,

ve tam bu iğrenç düzen’ diye bahsedecek gibi dolu dolu açarken ağzını,

dindi kadın.

Sanki bu gördükleri ve duydukları ta en başından kocaman bir hiçti.

Kendinden gider misin bir başkasını bulmak için?

Peki ya çiçeklerinin üstüne basa basa yürümeyi neden tercih etmişti sevdiklerin?

Kabuslardan uyanıp uyanıp okumayı bildiğin tek dua, bir gün inancını yitirdiğin Tanrı’ya ulaşırsa,

o’na şunu hatırlat;

sen de kıyısına geldin,

tam vazgeçecektin,

tam kaybedecektin,

ama etmedin.

Suçu ve suçluyu bulup birbirimizi suçlamaktan vazgeçtiğimizde,

daha iyi bir rüyayı haketmiş olacağız,

iyi geceler.

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment