Yaşamak, gizemini korumak isteyen fısıltılı bir mucizedir. İnsanlık, tarih boyunca fikrin, bilginin, düşüncenin ve sanatın arayışında oldu. Bu arayış gerçeğin, hakikatin ve saflığın arayışıydı. Zaman zaman bu arayışın temsilcisi olduğumuzu unutabiliyoruz. Modern yaşamın günlük koşuşturmalarına ve teknolojik araçlarına ara verdiğimiz zaman aklımız sanki bir dinlenme istasyonuna girmiş gibi çalışmaya başlar. Zihninize hükmetmek istediğiniz anlarda düşünceler ardı ardına sıralanıp durur. Sadece düşünürsünüz, nereye gideceğini bilmeyen bir gemi misali akıntılarda çırpınıp durursunuz. Akıntıları bir bilgi gibi düşünün. Edindiğimiz bilgiler,yaşadığımız deneyimler, ulaşmak istediğimiz amaçlar ve prensipler o akıntılardır. Karmaşık doludurlar. Kurtulmak istediğiniz her an boş bir çırpınıştır. Benim çırpınışım ve çaresizliğim ise yaşamı tanımlarken ortaya çıktı. Yaşamak, gizemini korumak isteyen fısıltılı bir mucizedir. Bugün beni arayan değerli dostumun yaşatmış olduğu güzel anılardan dolayı yaşamın tanımını yapmak ihtiyacı hissettim. Tebessüm dolu anları hissetmek anlamlıdır. Bu anlar bir şarkıda,bir resimde, bir filmde ve bir cümlede tanımlanıp anlatılabilir. Tarihi ilgi çekici kılan özellikte bu anlardır. 1986 yılında Diego Armando Maradona ingiltereye eliyle gol atarken insanlar tarihe bu şekilde tanıklık yaptı. Maradona attığı gol için tanrının eli demişti. Tarih yolculuğumuzda biraz daha geriye gidecek olursak insanlık, dünyanın en büyük diktatörünü, dünyanın en acımasız insanı Adolf Hitler’i gördü. Tarihe kazınan bir kara leke olan Adolf Hitler deyince aklımıza Yahudi soykırımı, Auschwitz kampları gelmektedir. Tarihin derinliklerinde yaşanan nice olaylar insanlığa medeniyeti kazandıran birer tuğla olarak görüldü. Her dönemin şartları farklı olarak gelişmesine rağmen tarih neden-sonuç ilişkisinde zamanı yaşadı. Sanayi devrimlerinin, ihtilallerin, savaşların, liderlerin oluşturduğu büyük dünya tarihi insanlığın tarihidir. Günümüz dünyasında yaşanan tarihe baktığımızda Amerika’nın, Kuzey Kore’nin, Rusyanın, İran’nın ve nice ülkenin istediği dünya düzeni kendini göstermektedir. Amaçlar değişmez. Değişen sadece kelimeler ve tanımlamalardır. İkinci dünya savaşının soğuk döneminde ortaya çıkan iki süper güç devlet olan Amerika ve Rusya dünyayı yönetmek için bilimde ve teknolojide bir devrim yarattı. Her iki devletin amacı belliydi.Sömürge anlayışı içerisinde dünyadaki ülkeleri kontrol etmek ve ihtiyacı olan enerji kaynaklarına sahip olmaktı. Bu amaçları doğrultusunda Kore iç savaşında saflarını açıkça ortaya koymuşlardı. Sovyet Rusya kuzeyde desteklerini yaparak Kuzey Korenin bağımsız bir devlet olmasını sağlamıştı. Amerika ise Güney Koreye destek vererek bir devlet kurmuştu. Kurulan her iki devlete baktığımızda ikinci dünya savaşından bu yana aralarında hep bir çatışma durumu yaşandı. Yıllarca Kuzey Koreye ambargo uygulayan amerikanın günümüzdeki politikası aynen devam etmektedir. Füze denemeleri yapan Kuzey Kore Amerika için bir tehdit yaratırken dünya bir savaşın daha yaşanmaması umuduyla her iki devletin politikalarını sessizce izlemektedir. Tarihin yansıması her zaman böyle olmuştur. Yıllarca fırsatlar ülkesi diye tanımlanan Amerikanın süper güç konumunu yitirme tehlikesi dünya için bir kaos yaratacağı düşünülmektedir. Tarihin en eski zamanlarına dönelim. İnsanlar edindikleri bilgileri birbirleriyle paylaşarak ortak bir kültür yaratmaya çalıştı. Belli süreçlerin sonunda birlikte yaşama ihtiyacı doğdu. Bu ihtiyaç ilk medeniyetlerin ortaya çıkmasını sağladı. Bereketli hilal dediğimiz topraklarda insanlar su kaynaklarının olduğu yerlere yerleşerek medeniyetlerini kurdu. Tarihi süreçlerden sonra dahada büyüyen medeniyetler farklı medeniyetlerin olduğu toplumlarla kültürel alış veriş sonucunda sınırların oluşmasına neden oldu. İnsanlar arasında artık bir sınır vardı. Geçmiş için sınır nasıl sorun olduysa günümüzde de sınır bir sorun olarak algılanmaya devam etmektedir. Özellikle modern yaşamın oluşturduğu kaotik durum insanlar için bir çıkış,bir kurtuluş olarak ütopik hayallerin oluşmasını sağladı. Tarihin farklı dönemlerine, şartlarına uygun olarak ütopik hayaller, ideal fikir akımları ve yeni sistemlerin açığa çıkmasını sağladı. Her toplum kendi kültürüne uygun bir yaşam felsefesi, bir fikir akımı ve bir sistemi geliştirmek istedi. İstenen bu fikirler ve sistemler yeni bir çatışmayı yaşatarak toplum tarafından kabul edilen liderlerin ortaya çıkmasını sağladı. Özellikle tarihe damgasını vurmuş önemli kişilikler tarihin kaderini değiştirerek günümüze kadar etkilerini hissettirmiştir. Günümüzde bile geçerliliğini koruyan, kalıplaşmış bir sözden yola çıkarak tarihi bir madalyona benzetebiliriz. Madalyonun nasıl iki yüzü varsa tarihinde iki yüzü vardır. Yaşanan tarih ile yazılan tarih arasında farklılık olduğuna inananlardan biri olarak her şeye şüpheyle yaklaşmayı öğrendim. İnsanlar yeterli ölçüde düşünmeden bir bilgiye kesin yargılarda bulanarak yorumlar hale geldi. Bu toplumlar için bir tehlike olarak görülmelidir. Özellikle aydın olarak tanımladığımız insanların düşüncelerini tartışmadan bir fikir süzgecinden geçirmeden olduğu gibi kabul etmek insanların yapmaması gereken bir davranıştır. Bir zihni istediğimiz şekilde eğitebiliriz. Ülkelerin eğitim politikalarına baktığımızda bazı ülkeler sorgulayıcı, araştırıcı bir nesil yetiştirmek isterken bazı ülkeler itaatkarlığı, olduğu gibi kabul etmeyi bir mantalite olarak eğitim politikalarını şekillendirmektedirler. Hepimizin bildiği gibi yakın zamanda eğitim sistemini değiştiren finlandiya örneğine bakacak olursak daha iyi anlayabiliriz. Tarihin temelini oluşturan öncelikli etkende yine eğitim olmuştur. Antik yunan döneminde ortaya çıkan düşünürlerin fikirleri nasıl ki günümüzün bilimini ve teknolojisini yaratmış ise orta çağ döneminde ortaya çıkan bilim insanları da orta doğudaki bilgiyi ve bilimi arttırmıştır. Yazılım teknolojisinde çığır açan Hindistan ve teknoloji devi olan Japonya’nın ruhu tarihin bu dönemlerinde saklıdır. Tarih sonsuz bir hazinedir. Görmek isteyen,yaşamak isteyen bu hazinenin içerisine istediği zaman dalıp çıkabilir. Tarihten yararlanmak isteyen bir yönetmen tarihi bir olaydan etkilenerek dünyanın en iyi filmini ortaya çıkarabilir. Bir sanatçı tarihin derinliklerine daldığı zaman bir savaşı, bir akımı, bir fikri müziğine yansıtabilir. Bir ressam tarihle yüzleştiği zaman guernica tablosu gibi yeni tablolar yaratabilir. Bir yazar tarihi kendi içerisinde yaşayabiliyorsa bunu eserine yansıtabilir. Tıpkı Ernst Hemingway veya Boris Gorbatov gibi yazarlar tarihi duyumsayarak kendini gerçekleştirmiştir. İnsanlar sürprizlerle yaşadığı sürece tarihin penceresinde yerini bulabilir. Hissedilmek istenen heyecanlar bu pencereden bize sunulmuştur. Felsefe’ye meraklıysanız tarihin derinliğine dalmak gerekebilir. Sanatı yaşamak istiyorsanız tarihi öğrenmeniz gerekebilir. Bilimi öğrenmek istiyorsanız temeline bakmak gerekebilir.Tarih bilgilerle,fikirlerle,olaylarla dolu olan bir okyanustur.Her bir damlası sizi iyileştiren özelliğe sahiptir.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment