Dünyada çeşit çeşit insanlar vardır. Ruhsal bozukluklar genellikle aynıdır. Hayatta bazı insanlar vardır mesela; siz hiç aldırış etmeden bir laf söylersiniz. O insanı bir an kötü etkilersiniz. Umurunuzda olmaz. Sevgili olursunuz mesela, belki de duygularını kullanıp bırakırsınız bir kenara. Gidişinize bakar sadece kalbinizi kıramazlar. Ya da çok sevmiştir sizi. Ama size zarar verebileceği düşüncesi onu yer, bitirir. Ayrılır sizden farkında olmadan, sizi istemediğinden değil, zarar vermemek için. İnsanlara zarar veremez zaten o insanlar. Arkanızdan gidişinizi izlerler. Sonra da yeni sevgilinizle sizi görür. Siz kalbini kırsanız da o insanlar size tek kelime etmezler. Çünkü: Çok kırılmışlardır, kimseyi kıramazlar. Onların tüm beklentileri üzmüştür. Çok ince ruhlulardır. Size selam verdiğinde almadığınız an çok üzülür. Fark etmez belki ama içi yanar. O insanlar genellikle güldürür toplumu. Esprili insanlardır. Lakin odasında; dört duvar arasında öyle değillerdir. Çözüm ararlar her sorununuza, sanki sizin için yaşıyor gibiler. Ama iş kendilerine gelince terzi işine döner; kendi söküğünü dikemezler. Kendine değil, insanların mutluluğunu düşünürler. Canları acır o ruhu ince insanların. Gözlerinden rahat rahat süzülmez inciler ama kan ağlar içleri. Bir ağlarlarsa; bir atom bombası ahenginde hıçkıra hıçkıra kan akar gözlerinden. Öyle bir ağlarlar ki anlatılmaz. O insanlar genellikle kendini kapatırlar; dünyanın en karanlık yerlerine. Her ‘’iyi misin ?’’ diye sorduğunuzda ‘’yok ya iyiyim tabii ki’’ derler. Ama o gözleri öyle bakarlar ki size ‘’Gel Kurtar Beni, Al Götür!’’ dercesine. Bunu anlamak için filozof olmaya gerek yoktur. Ama insan dünyası ‘’işi düşmedikten sonra kimse önemli değildir.’’ Ha elbet bulursunuz bu insanları: güneşli, güzel bir günde rahat rahat otururken birden telefon çalar. Açarsınız. Acıklı, soluk bir ses; buraya gel. O insanlar telefondaki sesin sahibi değildir. Telaşla gittiğiniz yerdeki manzaranın sahibidirler: ‘’İp boynuna dolanmış, asılı olan biridir.’’ Bakamazsınız, yutkunamazsınız. O kapalı gözler arkasında neler neler vardır. Asıl ona bakamazsınız. İyi biriydi, dersiniz. Olay basit; bir hafta yas tutarsınız. Sekizinci gün unutursunuz. Hayat öyle bir şeydir ki işte; Bakamazsınız!

Bu yazı bipolar bozukluğu (ruhsal bozukluk) hastalığını geçirmiş bir genç yazarın kaleminden dökülmüş cümlelerle yazılmıştır…

 

Evren Sarı
"Kafamın içinde dönen, bir türlü kimselere anlatamadığım dünyayı anlatmak için yazıyorum." Kilometrelerce uzaktaki insanların yüreğine, ruhuna dokunabilmek bir nefestir, ifadesini kullanan, yazılarında varoluşçuluğu benimsemiş yazara edebiyatçılar tarafından "Düşünen Adam, Bohem, Ölüm Yazarı" gibi lakaplar takılmıştır. "Düşünen Adam, Bir Şair Adamın 118 Günlük Öyküsü ve Çaresiz Adamdan Uzak Diyarlara Mektuplar" kitaplarını yazmıştır. Ona sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment