İskender Pala’nın, 2017’nin son ayında çıkardığı bu kalın romanı bitirdiğimde, altını çizmiş olduğum yerleri topladım ve bunun, yalnızca bende kalmasını istemedim. Abum Rabum, edebi kişiliğimi geliştirdiği gibi tarihi ve siyasi olarak da bir çok şey kattı bana. Kendi gözlemimden kitaptaki (çok uzun olanlar hariç) bir hayat dersi niteliğinde gördüğüm yerleri şimdi buraya bırakıyorum.

Not: Bu, bir kitap tanıtımı veya reklamı değildir.

Bir ülkede anneler yaramazlık yapan çocuklarını “seni polise/jandarmaya veririm bak!” diye korkutuyorsa burada ters giden bir şeylerin olduğu su götürmezdi (s 113)

(Osmanlı Hakkında CIA ve Mossad’ın söylediği) “Adamlar imparatorluklarının çöküşüyle mücadele etmekten arkeolojiye, tarihe, sanat eserine bakacak zaman bulamamışlardır zahir.” (s160)

Kütüphanelerimizi unutmamalıyız ayrıca! Birilerine hâkimiyet sağlamanın en kestirme yolu onları kendi medeniyetlerinden koparıp kimliksizleştirmektir. Kitaplarını, tarihlerini, sanatlarını, gelenek ve geçmişlerini ellerinden alırsanız size muhtaç hâle gelirler. (s161)

Yağmalamanın zevki şehvete dönüşmüş desenize (s162)

Sizce de ilginç değil mi; İbrahim putları kırıyordu ama müminleri onun arkasından koçunun putunu yaptırdılar. Hem de altından! (s 164)

Adem’den bu yana bir insanın sesini yükselterek karşısındakine fikrini kabul ettirdiği bir tek an bile yaşanmamış olmalıydı (s168)

Karşısındaki insana güvenmeyi sağlayan ve kendisinin emniyette olduğunu hissettiren oksitosin, beynin iki bölgesini etkileyip anıları önce paylaşma isteği uyandırıyor, sonra unutmayı sağlıyordu (s191)

Nefesler, ecele doğru atılan adımlardır (s195)

Şefkat bir lisandır ki sağır da duyabilir, kör de görebilir. Ve yine biliyorsun ki, şefkatsizlik öyle bir anlatımdır ki duyanları sağır, görenleri kör eder. (s199)

Böyle zamanlarda okuduklarına kendi yorumlarını katarak deneme tarzında bir yazı oluşturmanın hem öğrenmeyi pekiştirdiğini, hem de yazı tecrübesini çoğalttığını düşünüyor ve bunu sık sık yapıyordu. O gün de İbrahim’in doğumunu ve bir mağarada on beş ay kalışını kendisine mesele edindi. (s231)

Münafıklık yalnızca sırların dedikodusunu yapanlar arasında değil, sırrı saklaması gerekenler arasında da yaygınlaşıyordu. “materyalist çağın kapitalist hastalığı…” (s267)

“Bu dünya amel işleme yeridir sevgili kızım, onun için amele hesap tutulmaz. Ama öte dünya hesap yeridir, orada da amele imkân kalmaz. İşlerini uykularına tercih etmeyenler hem bu dünyada hem öte dünyada yükselebilecekleri makamları ancak uykularında görürler. İşte bu yüzden sitemlerini kendine sakla da bana İstanbul’da neler olup bittiğini anlat!” (s 280)

“Nihayet doğru bir laf ettin. İbrahim’in oğlunu kurban etme gerekçesi işte buydu. Allah onun kendi çocuğuna olan sevgisiyle yaratanına karşı taşıdığı sevgisi arasında bir tercih yapmasını istiyordu. Ve İbrahim Allah’ı tercih etti. Kim ki Allah’tan başka sevgili edinir de o sevgilinin hakkını Allah’ın hakkından ziyade korursa Allah o sevgiliyi zora düşürür. Tıpkı şu sesi kesilen alçak gibi” (s 285)

Eğer yoldan saparsak ferahlıktan sonra sıkıntının gelip bizi bulmasından korkmalı değil miyiz? (s309)

“Hacer’in çocuklarına gelince Hristiyanlara güvenilemez çünkü onlar bizim kabul ettiğimiz İsa’yı değil, görmek istedikleri İsa’yı görürler. Müslümanlara hiç güvenilmez, çünkü onlar bizim hakikatimize kutsal kitapları dolayısıyla bizden yakın dururlar. O hâlde kuracağımız Davut Krallığı Müslümanların topraklarında ve Hristiyanların sırtından yükselmek zorundadır. Yüz yıl önce Teodor Herzl bu davanın adını Siyonizm koydu ve Siyon’u Müslümanların elinden kurnazca kurmaya çalıştı. Lakin Sultan Abdulhamid’i bir türlü aşamadı. O gün Osmanlı’dan alamadığımızı bugün Filistin’den almak zorundayız” (s310)

“İnancıma göre ölüm, kuyudan ovaya çıkmaktır. Hiçbir ölü öldüğüne hayıflanmaz, sadece azığının azlığına hayıflanır.” S(321)

“Hatırlanmaması gereken anıları kayıtlardan silmelisin” (s337)

“Kişinin kıymeti, istek ve arzularının kıymeti kadardır.” “Mahrumiyetin, minnet altında kalmaktan daha hayırlı olduğunu; boş arzu ve ümitlerin, basiretli kimseleri dahi âmâ ettiğini çok görmüştü” (s371)

“Dünya tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu.(Napolyon)” (s416)

“Yoksul düştüğün zaman sadaka vererek Allah’la ticaret yap kızım. Eline nimet geçtiği zaman çok şükret ve paylaş!. Sakın az şükür ve cimrilik edip Halil bereketini elinden kaçırma. Kanundaki İbrahim’in kaderini şükürle bereketlendir.” (s425)

En inandırıcı anlatımi gerçeğin cümleleriyle mümkündü çünkü (s434)

İbrahim

İçimdeki putları devir

Elindeki baltayla

Kırılan putların yerine

Yenilerini koyan kim

 

Güneş buzdan evimi yıktı

Koca buzlar düştü

Putların oyunları kırıldı

İbrahim

Güneşi evime sokan kim

 

Asma bahçelerinden dolaşan güzelleri

Buhtunnasır put yaptı

Ben ki zamansız bahçeleri kucakladım

Güzeller bende kaldı

İbrahim

Gönlümü put sanıp da kıran kim

(asaf halet çelebi)

(s449)

“Müslümanlarda hata vardır diye İslam’ı eksik göstermek gayretinizi kınıyorum Bay Noah. Müslümanlar maddi yönden fakir olabilir lakin her Müslüman inanır ki en hayırlı azık takvadıri en hayırlı sanat edeptir. İbadet, en hayırlı sermaye; salih amel, en hayırlı rehberdir. Güzel ahlakı, en hayırlı yakın dostumuz; yumuşak başlılığı en hayırlı yardımcımız biliriz. Fakir zannettiğin Müslümanlar zenginliğin en hayırlısını kanaatte bulurlar. Arada sırada ölümü tefekkür eden birinden daha kontrollü yaşayan kim vardır? Bütün bunlara uyan birisi şimdi size Hz. İbrahim’i satar mı?” (s458)

“İstihbarat örgütlerinin devletleri ve insanları yaşatmak için var olduklarını bize ilk derste siz öğretmiştiniz” (s463)

Panik halindeyken merdivenlerin inilmek için değil çıkılmak için kullanıldığını, asansörlerde alt katta çok üst katların düğmesine basıldığını, korkulu sığınmaların bodrum katlar terinde hep tavan arasında yoğunlaştığını falan anlatmıştı. Bu önemli randevu için Çamlıca tepesinin seçilmesi de tenezzühten ziyade içgüdüsel bir tedirginliğin paniği miydi acaba? (s466)

Zara, Sara, Sare… İşte Abum Rabum’un evrensel mesajı; Musevi, Hıristiyan ve Müslüman geleneğin ortak ismi. Tıpkı Hanif akidesinin dosdoğru olma prensibi gibi. Telaffuzda değişik ama özünde aynı. (s477)

Diyanet’in Papalık veya Hahambaşılık gibi dünyaya inanç dayatma fikri hiç olmamıştır. İslamiyet’te irade kişinin kendisine aittir ve dinde zorlama yoktur. (s480)

“Söyleyeyim; tarihte ilk site devletini kim kurdu denilse eski Yunan’ı adres gösterir, bir de Grekçe “polis” kelimesini delil gösteririz değil mi? Yanlış; Sümerler milattan önce 4.000inci yılda kurdular. Demokrasi’yi eski Yunan’ın bulup uyguladığı söylenir; öyle mi? Yanlış; milattan önce 2350, Sümer. Stratejiyi bir teori hâline kim getirdi denilse eski Yunan’a bakılır ve askeri makam olan stratgos kelimesi de delil gösterilir. Yanlış, Babilliler, milattan önce 2500 lerde strateji uyguluyorlardı. Böyle böyle devam edebilirim. İster misin?” (s480)

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment