Özel okullarda da eğitim görseniz, Fransız mürebbiyeler de sizi yetiştirse, Chopin dinleyip Sartre de okusanız, sizin de vücudunuzda Türk halk müziği ile yaşayan bir parça mevcuttur. Bu parçanın bir kısmının Türkülere, bir kısmının da Uzun Havalara ait olabilmesi mümkündür. Tamamen farklı bir yerde duran Arabesk ise, her bireyin vücudunda bir parça ile yaşayamaz. Yaşayamaz çünkü Arabesk, her bünyenin kabul edebileceği bir anti-depresan değildir. Çoğu kişiye, Arabeskteki ağır hava ve Arap tarzı ezgiler yerine, güncel pop kültürü daha cazip gelebilir. Halk ağzına yerleşmiş “Seveni gerçekten sever” kalıbı Arabesk için de kullanılabilir. Arabeskin seveni, Arabesk müziğinin o dönemde ne kadar tuttuğuna bakmaz, bu müzikle çevresindekilerin ne kadar ilgilendiğine de bakmaz. Çünkü seven, kendisini arabeskin ruhuna bırakmıştır ve onun için ruh bedenden ayrılınca ölüm gerçekleşir.
        Kökeni Fransızca’ya dayanan Arabesk kelimesi “Arap tarzı”, “Arap olana özel” anlamını taşır. Yıllar geçtikçe Arabesk-rock Arabesk-pop gibi alt başlıklara ayrılsa da, arabesk kendi özünü kaybetmemiştir. Dinleyicisiyle üreticisi arasında kalitesi anlaşılamayan bağlara sahip bir müzik türüne ismini vermiş olan Arabesk, Türkiye’de ünlenmiş ve en olgun meyvelerini Türkiye’ye bırakmıştır. Bu meyvelerden Müslüm, Orhan ve Ferdi 3 büyük ise, Azer de 4. Büyüktür. Azer de tıpkı 3 büyükler gibi “Baba” ünvanını almıştır -ki bu unvana ender rastlanır.- Azer bülbül de bu işi underground olarak yapmıştır. Gerçi buna iş demek, insanın yemek yemesine de iş demeyi gerektirir. Zira bir insanın nasıl ki yemek yemesi iş değil, onun için bir zorunluluksa, inanıyorum ki Azer Bülbül için de müzik, o derece bir zorunluluktur.
sahne adı Azer BÜLBÜL; asıl adı Subutay KESGİN

Asıl adı Subutay Kesgin’dir. Almanya’da büyümüştür. Kars’ın Arpaçay ilçesinde doğan Azer’in, insanın içine işleyen sesinden oluşan ilk albümü Garip Yolcu’dur. Ancak çıkış yakaladığı albüm -ki bu çocukluğunu 90’larda yaşayanların dönemine denk gelir- “Ben Babayım”dır. “milyonların gönlünde taht kurma” sıfatı en çok “Dokunmayın Çok Fenayım” ve “Yaralandın mı Ey Can” sololarına yakışır. Şimdilerde en eski albümleri tozlu raflardan inip “Seçmeler” ismiyle yeniden piyasa sürülebilen Azer, muhteşem sesi ve kendisine has hareketiyle hayran kitlesini hem sayısal olarak hem de nicel olarak artırabilmiştir. Ancak onun hayran kitlesini artırmak gibi ucuz bir dünyevi çabaya ne sarfedecek parası, ne de niyeti bulunmaktadır. Azer’in sesine şahit olanların çoğunluğunun ilk tepkisi (buna ben de dahil) zorlama duygusal müzik, ucuz arabesk vb. olmuş ancak dinleyenlerin niceliği arttıkça bu tepkiler giderek azalmıştır.

        90’lı ve 2000’li dönemlerde asker alaylarının vazgeçilmezidir Azer Bülbül. Er gazinolarında Aşk TV’nin kapatılmak istenmemesi şeklinde anlatılanlar mevcuttur. (nedeni az çok anlaşılmıştır) Azer Bülbül’ün askerliğini yaptığı 57.topçu tugayındaki komutanların anlattığına göre, başını ellerinin arasına alıp saatlerce ağaçların altında durduğu rivayet edilen Azer Bülbül’ün bu hali, onun şarkılarının ruhuyla kendi ruhunu aynı tencerede kaynattığının göstergesidir. Azer Bülbül dinleyen birinin yanına oturulup bir sigara yakılması da sevdaya dahildir çoğu zaman.

“Rus Gelin” filminde Azer Bülbül Şafak Sezer ile
        Katıldığı televizyon programlarını ve oynadığı 1-2 filmi saymazsak ortalıkta pek görünmemeyi tercih etmiş denilebilir. Magazin programlarının gündeminde hiç olmamıştır Azer Bülbül. Bunun sebebi belki de magazincilerin onda haber değeri olabilecek malzemeler bulamamış olmasıdır. Ancak Yıldız Tilbe ile yaptığı “Gitme” isimli düet şarkı, Azer’in yalnızca daha çok tanınmasına yol açmamış aynı zamanda ikisi arasında yakın bir bağ oluşmasına sebebiyet vermiş olsa gerek ki Yıldız Tilbe, Azer’in vefatının ardından bir dergiye verdiği röportajda Azer’in kendisine evlilik teklifi ettiğini söylemiştir. Zannımca Azer Bülbül’ün genel olarak normal olmayan ruh hali, onu böyle bir teklif etmeye sevk etmiş olabilir. Kameralara oynamamış, sevgisini ekranda duyurmamış, magazin gündeminde kalmak için türlü oyunlar sergilememiştir. En etkin yıllarında bile, şarkı söylemek için çağırıldığı düğünlere gidecek kadar alçakyüreklidir Azer Bülbül.
        Hakkında çeşitli efsaneler mevcuttur. Kafayı bulmadan sahneye çıkmaması, uyuşturucu seansları düzenlemesi, kokain sevdalısı olması bunlardan bazılarıdır. Hatta ölümünün, aşırı doz uyuşturucudan olduğu söylentileri bile, vakti zamanında en popüler efsanelerinden biriydi. Bu konuda kendisinin verdiği bir demeçte: “Her insanın hayatında kötü dönemler oluyor. Ben de birçok olumsuzluk yaşadım. Ama artık hepsi geride kaldı. 18 ay uyuşturucu tedavisi gördüm. 1,5 yıldır da temizim. Uyuşturucu kullandığım dönemde maddi manevi büyük zarar gördüm. Artık o günleri anmak bile istemiyorum.” İfadelerini kullanmıştır. Ölümünün ardından menajerinin, Azer Bülbül’ün 2 yıldır uyuşturucuyu ağzına almadığını belirtmesi de, son efsanenin gerçeklik ihtimalini azaltmaktadır.

        Alışılagelmemiş bir tarzda müziğini icra etmesi ve şarkı sözlerini adeta titreyen nağmelerle çıkartması, kendisine “Titrek Kral” denilmesine sebep olmuş hatta bir Ankara konserinde “Ankara titreyecek” şeklinde tanıtımı yapılmıştır. Doğaldır, içtendir. Söylerken şarkıyı yaşar ve yaşarken acı çektiği her yanından belli olur. Nakarat aralarında kullandığı “aney aney” “ay ay ay” gibi nidalarla yüreklerimizin telini kavurur adeta. Şarkılarındaki ağırlıklı tema ölüm arzusu, yaşamın kendisine karşı acımasızlığı, aşk acısıdır. Onun şöhreti, gazinolarda, konser meydanlarında değil, kışlalarda ve cezaevlerinde filizlenmiştir. Bu yüzden asker ocağı ilk kışlasıysa cezaevleri, ikinci ocağıdır belki de Azer Bülbül’ün. Onun şarkılarıyla hayat boyu çektiğiniz acıları şarkı boyunca unutma gibi bir lüksünüz yoktur. Asla acılara ilaç olmaz onun şarkıları, en fazla yaşanılanları birkaç dakika sorgulama imkanı elde eder ya da onunla dertlerinizi bölüşebilirsiniz. Dolayısıyla şarkıların size anlam katabilmesi ve faydalı olabilmesi için hayatın bir yerlerinde mutlaka belli bir miktar acı çekmiş olmanız gerekmektedir. Uzun havaya oldukça müsait gırtlak yapısıyla ve 30 yıllık arabesk müzik tecrübesiyle adeta bir uzun hava sevdalısına dönüşebilir, “Dokunmayın çok fenayım” solosuyla onun acılarına ortak olabilirsiniz.

Azer Bülbül
        2011 yılında stüdyoda kaydedip klibini çektiği, kimilerinin müzik hayatında zirve olarak gördüğü, son şarkısı “Bu gece karakolluk olabilirim” ile dinleyenlerine ayrılık hediyesi verecektir.
        Yağmurlu bir sonbahar günü son yolcuğuna uğurlanmıştır Azer. 43 yıllık kısa ömrüne haddinden fazla acı sığdırmıştır. Sevenleri, adeta sol yanlarına kurşun yemiştir onun arkasından. Nihat Doğan “Türkülerin sesi kısıldı” diyerek aslında söyleyemediğimiz çoğu şeyi tek bir cümleyle ifade edebilmiştir. Onun gidişi hepimizin yükünü yarı yolda bırakmıştır.
“Bu yalan dünyanın dert sahnesinde/Oynadım, oynadım rolüm bitmedi”

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment