“Hiçbir şey zihnin bakışını gözlerin alışkanlığından kurtarmaktan daha zor değildir.” (Cicero, De Natura Deorum 2.45)

İlk yazımı ”Hukuk Okumak Üzerine” başlığı altında paylaştım geçen haftalarda.Yorumlar beni yeni bir yazı yazmak için ilhamla ve istekle doldurdu.Okuyan,yorumlarını ve eleştirilerini paylaşan arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim.

Çocukluğumdan beri tarih alanına ilgim olmuştur.Bulduğum paralellikler sayesinde bugünü daha iyi anlamış tarihin her noktasının birer kırılma noktası olduğunu görmüşümdür.Biraz daha kavrama odaklanacak olursak düşünürler tarihi kavramsal olarak incelemeden önce ”bilinç” kavramını ele almışlardır.Bergson’a göre bilinç, öncelikle hafıza anlamına gelir. Olup bitmiş şeyleri ezberinde tutar. Bilinç geçmişten elde ettiği malzemelerle olayların farkına varmaktır. Kendi geçmişinden bir şey barındırmayan bilinç, bilinç olmaktan çıkar.İngiliz filozofu Lock’un birey için tanımladığı bilinç özellikleri topluma da uyarlanabilir. Toplum kendi kişiliğini bulmak için, kendini tanımak zorundadır. Kendini tanımanın şartları, o günkü durumunu, geçmişini bilmesi ve geleceğe ilişkin düşünceler üretebilmesidir. Geçmişini tarih araştırmasıyla ortaya koyacaktır. Toplum bilinci de, Fransız filozofu Bergson’un dediği gibi, geçmişle gelecek arasında bir köprü olarak ortaya çıkacaktır.[1]

Peki bu köprünün temelleri nerededir ? Dengeyi ve dayanıklılığı sağlayan ipleri ilk kimler bağlamıştır ve o yapılan köprünün üzerinden kimler geçmiştir ? O köprüden etkilenen düşünürler,hukukçular,bilim insanları köprüye devamlılık/dayanıklılık anlamında neler kazandırmıştır ?

Tüm bu sorular ve bu sorulardan türetilebilecek çok soru var.Fakat biz insanların ömrü tarih için bir göz kırpma kadar anlık bir yer tutuyor.Tarihi anladıkça,insanın başarı ya da başarısızlıklarını, yükselişlerini ya da düşüşlerini gördüğümüz için, tarih üzerine düşünmek, aynı zamanda insan üzerine düşünmek demektir.Bunu gözardı ettikçe düşüncelerimizde hep bir eksiklik ve temelsizlik söz konusu olacaktır. Tarihselliğe ve tarihsel bilince  dayanan insani varoluşu,bu önemli temeli göz ardı ederek anlama olanağını bulmak mümkün değildir.

Bu anlattıklarımın sonucu olarak kendi yazılarımda bir seri oluşturmaya karar verdim.Felsefe,pozitif bilimler,hukuk gibi alanların -farketmişsinizdir ki bu alanlar bugün yaşamımızın her noktasında kendini gösteren alanlardır.- ortaya çıkışında büyük öneme sahip Yunan-Roma tarihiyle ilgili yazılarım süreç içinde bu iki kültürün etkilerinin izlerini görebileceğimiz kültürler de serinin içerisinde olacaktır.

Neden sadece Roma değil ?”

Bu soruyu sormak belki de bu yazının en can alıcı noktasıdır.Çünkü ne Roma tek başına bir kültürdür ne de Yunan kültürünün aynısıdır.Hakeza Bizans da Antik Roma’dan ne ayrıdır ne de onun aynısıdır.Birçok Latince eseri dilimize kazandırmış olan ve ”Cui Bono” başlığı altında özellikle bahsedeceğim Cicero’yla ilgili çalışmalar yapmış olan Cengiz Çevik bir yazısından bu soruya bir ses vermiş.

”Yunan medeniyetinin temel unsurlarıyla birebir etkileşim halinde olan, önde gelen Yunan üstatlar Roma’ya geldi akın akın. Romalılar öğrenmeye hazır çocuklar gibi, kendilerine edebiyatçılar, filozoflar ve çeşitli sanat ve ilimlerde uzman olan kişileri sağlayan Yunanistan’ı fethetti. Bu kişiler Romalı fatihlerin / entelektüel kitlenin yaşamını zenginleştiriyordu.Yunan medeniyeti canlı ve yayılmacıydı, dolayısıyla etkisinden kaçmak neredeyse imkânsızdı. Yunanların her branşta uzmanca bilgisi vardı; deneyimi öğreten sistematik ders kitapları da. Yunanlar kendinden olmayanları kendi dilleriyle eğitiyordu, zira kültürlerinin üstün olduğunu biliyorlardı, dolayısıyla öğrettiklerini, son öğrencileri olan, Italia’daki barbarların yararına değiştirmek gibi bir düşünceleri olmadı. Felsefesi, bilimi olmayan, buna mukabil ilkel bir edebiyatı bulunan Romalıların bunları Yunanlardan öğrenmek dışında bir alternatifi yoktu. Romalılar için Yunanlarla temas halinde olmak kaçınılmazdı.”

Okuduğunuz üzere Roma’dan bahsedebilmek için Yunan kültüründen kopmamak gerekiyor.Hazırlayacağım seride Roma Kültürüne,hukukuna,sosyal olaylara değineceğim.Merak eden arkadaşlar için ek okuma kısmı ekleyeceğim.

Sevgilerle.

[1] – Ayhan Bıçak, “Tarih Bilinci”, Felsefe Dünyası, S. 20, Bahar 1996, ss.46-58.

  • Yazının arka fonu / Christodoulos Halaris – Byzantine Secular Classical Music
  •  Kapak Fotoğrafı / John William Godward -Sweet Nothing

 

 

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment