in

Ateşin Etrafındakiler

Ateşin Etrafındakiler

Her zamanki gibi büyülüyordu beni ateş. Kuru dalların çıtırtılarından fışkıran ve rüzgar ile birlikte dans eden alevler bütün dikkatimi celbediyordu. O an şaşkınlık içerisinde etrafıma bakındım; serin bir yaz gecesinde birlikte ateşin etrafına sığındığım insanlar tuhaflaşmışlardı gözümde. Alevler hiçbirinin dikkatini çekmiyordu, umurlarında değildi onlar için yanıp tutuşanlar. Bir kısmı ısınmak için bir kalemde harcayacakları odunlar olarak görüyorlar onu, bir kısmı ise sohbetlerine heyecan katan,romantikleştiren bir heves.
“Peki ya sen?” diyerek omzuma dokundu bir ses. Afallamıştım, ne diyeceğimi bilemedim. “Ateşe dalmışım” diyebildim sadece. Çabuk kanıksamış olacaklarki sohbetleri kaldığı yerden devam etti. Yabancı hissettim kendimi her birine ve uzaklaşmak istedim aniden. Çıplak ayaklarla, kumlara bata çıka denize doğru ilerdim. Ateş uzaklarda bir nokta haline geldi, insanlarımı ise seçemez olmuştum. Ay küskün bir halde sadece bir parçasını gösteriyor, tüm sahili karanlığa gömüyordu. Dolunayın hüzünlü yüzünü düşündüm ve denize düşen mehtabı. Tuz kokusu ciğerlerimi doldurmuş, bedenimi kendine çekiyordu. Denize kadar geldim, ama girmeye cesaretim yoktu. Islaklığı istiyordum tüm hücrelerimle, ama cesaretim yoktu.
Dönüş yolunda bulduğum her odunu kucağıma doldurdum, ateşi beslememiz gerekiyordu. Topladığım odunları ateşin kenarı bıraktıktan sonra herkes yerime oturmamı bekledi, hatta bardağımı bile doldurup ikram ediyorlarki, ben yoluma devam ettim. Sahilin hiç gitmediğim kısmına doğru ilerliyordum. Kumsalın iyice daralıp yerini ağaçlık alana bıraktığı bu tarafa daha önce hiç gelmemiştim. Ateşin kokusunu alamaz olmuştum tekrar. Bu geceki tuhaflığım üzerene konuştuklarına emindim. Umursamadım. Deniz tekrar beni cezbediyordu. Bu sefer daha cesurdum; bi anda denizin içerisinde buldum kendimi. Sanki evrenin uçsuz bucaksızlığında yalnız başıma süzülüyormuşum gibi hissettirdi karanlık sular. Denizin dibine doğru yüzdüm, o kadar karanlıktı ki her gün girdiğim bu sular yabancılaşmış, karşıma ne çıkacağını bilemez olmuştum. Ciğerlerim patlayacak gibi oluyordu, hiç istememe rağmen çıkmak zorunda kaldım suyun yüzüne . Gözlerim tuzun etkisiyle yanıyor, havayı derin derin soluyordum. Suyun altında tüm kaygılarım beni terkediyordu, sadece biri hariç; yaşamak. Tekrar nefes alıp yaşamımı devam ettirmeliydim. Nefesimi kesen bu ıslaklık beni öldürebilcek güce sahipti. Onu bir o kadar seviyor ve ondan bir o kadar korkuyordum.
Kıyafetlerimi toparlayıp ateşe doğru koşmaya başladım. Yaklaştığımda ateşin etrafındakiler kahkahalar içerisinde beni izliyorlardı. Hemen havluma sarıldım ve bir bardak kahve istedim. Çocukluğumdan beri tanıdığım bir ses neden oyunbozanlık yaparak yalnız başıma denize girdiğimi sordu. Üşümek istedim, üşüyünce ateşin kıymetini daha iyi anlıyorum dedim ve kahvemden bir yudum aldım. Bir kaç gülüşmeden ve ateşe olan bu anlamsız düşkünlüğümden bahseden bir kaç konuşmadan sonra denize girmek için hazırlandılar. Yerimi terketmeye hiç niyetim yoktu. Sonuçsuz kalan ısrarlarından sonra bensiz denize doğru ilerlediler. Karanlıkta seçilmiyorlardı artık. Uçsuz bucaksız karanlığın deniz ile birleştiği nokta onları yutuvermişti sanki. Varlıklarının tek kanıtı kulağıma ilişen sesleriydi, anlamsız sesleri.
Yıllardır tanıdığım bu insanlara ilk defa bu kadar yabancı hissetmiştim kendimi. O kadar çok anı biriktirmiştik ama sandıkları kadar iyi tanımıyorlardı beni. Rüzgara kapılmış kuru bir yaprak gibi hayatımı sürdürdüğümden ve pervasızca hareket ettiğimden dem vururlardı sürekli. Tekrar gezinmek istedim kumsalda ancak geldiklerinde beni bulamazlarsa, söylediklerinin haklılığı üzerene mağrurca nutuk çekeceklerdi, biliyorum. Alışılmış şekilde davranmamı istiyorlardı, şuan onlarla birlikte denizde olmalıydım. İstediğiniz gibi olsun dedim ve yanlarına kadar hızlı adımlarla ilerledim. Kimi denizin içinde şakalaşıp karanlığı kahkahalarıyla dolduruyordu kimi ise sahile oturmuş ayaklarını denize uzatıp şarkı söylüyordu. Şarkı söylüyenlerin yanına oturdum ve bir kaçına eşlik ettim. Onlarla olmayı seviyordum ama söyledikleri gibi bu gece bir tuhaftım.
Üşüdüğünü söyleyen bir kaçı ile birlikte ateşin başına döndük. Sönmeye yüz tutmuş ateşi büyük bir hevesle canlandırdım ve besledim. Odunumuzun tükenmek üzere olduğunu gören ikisi odun toplamak için yanımızdan ayrıldılar. Birbirimizi en iyi ikimizin anladığını düşündüğüm ve ona karşı hep açık olduğumla başbaşa kaldık. Neyim olduğunu sordu yalnızlığımızdan faydalanarak. Yalnızım dedim bu gece, Kafka’nın dediği gibi bu kalabalığın içinde yalnızım. Yanımda olmasını istediğim kişi yanımda değil. Hiç tanımadığı birine alışabilir miydi insan? Sanki bir yarısı hep eksikmiş gibi hissedebilir miydi? Beni teselli edebilecek hiçbir sözünün olmadığını söyledi, zaten tesseli edilmeyi beklemiyordum. Daha fazlasını paylaşmam gerektiğini savundu. Sıradan alışkanlıkları kutsayan bir paradigma içerisinde olduklarını düşünüyordum ve garipseneceğimi biliyordum. Belki haklısındır dedim sadece.
Artık konuşmuyorduk. Yaklaşan seslere bakılırsa diğerleri de dönüyordu. Birazdan hepsi yerlerini almış, odun toplayanlar ise karanlıkta aranmanın zorluğundan söz ediyorlardı. Tüm duygularımı içime gömmüş, normal davranmaya karar vermiştim. Kahkahalarına eşlik ederken kafamda yalnız kalıp bir şeyler yazmanın keşkesi vardı. Çünkü hasrettim satırlara ve sevgiye.

What do you think?

0 Beğeni
Upvote Downvote
Kırmızı Yazar

Written by Gökhan ERDOĞAN

büyüyünce kafka olucam.

Bir cevap yazın