içinde

Seyir Defteri

401D4F89 4DBB 4BB2 8456 7635C2191532

Gemi yaşayan bir varlık gibidir. Sürekli söylenir dalgalara karşı, her alabandadan ayrı bir gıcırtı gelir. İnsanlar ortalıkta çok gözükmez belki ama bilirsin, kimse aynı anda uyumaz ve vardır hep uyanık birileri. On iki saat çalışır insanlar altışar saatlik vardiyalarla. Ve geri kalan her şey için on iki saat kalır ellerinde. Telefon çekmez açık denizdeyken. Bir süre sonra insanların gözleri sadece sevdiklerinden bahsederken ışıldar ve Özlem’den bahsederken buğulanır.

Gece ya da gündüz birbirine karışır bir süre sonra. Günler karışır, hangi gündesin, günlerden ne unutursun.

Açık güverteye çıkabiliyorsan biraz açılır ruhun. Sanki gökyüzüne doğru genişlersin. Bulutlara dokunup gelmişsin gibi nemli bi his kaplar içini. Gökyüzüne bakarsın. Çıktığın saate göre maviliği, turuncuyu ya da karanlığı izlersin. Eğer şanslıysan ve hava açıksa Yıldızlar göz kırpar. Hele bir de uzakta şehrin ışıkları parlıyorsa…

Bakarsın ışıklara uzun uzun. Yemek arayan, çöp eşeleyen -eğer sevgi dolu insanlarla aynı yerde yaşayacak kadar şanslılarsa besleme noktalarına giden- kedi köpekleri düşünürsün. Çocukların rüyalarında ne gördüklerini hayal etmeye çalışırsın. Kaç kişi sevişiyordur, kaç kişi kavga ediyordur, kaç kişi sarılmıştır birbirine? Kaç kişi kırık bir kalple balkonda gökyüzüne bakarak sigara içiyordur ya da? Kaç kişi mutlu ve huzurla kapatmıştır gözlerini bir an için? Kaç kişi yarın eve ekmek getirip getiremeyeceğini düşünüyordur? Kaç kişi aç girmiştir yatağa ve kaç kişi o günden kalan yemekleri dökmüştür acaba?

Sonra kendini düşünürsün o saatlerde evinde. Saat on biri geçiyor. Kedi çocuklarından biri ayak ucunda uyuyor. Diğeri birazdan yatacağının bilinciyle mama yiyip su içmiş, kum kabında. Çıkınca hızlı bir temizlenme seansı yapacak ve odana gidip miyavlayacak seni çağırmak için. Uyumak için hazır. Sen dişini fırçalarken, çantanı hazırlarken ikisi de adım adım peşinde olacak. Işığı kapatıp yatağa uzandığında iki yandan yanına atlayacaklar. Biri her zamanki gibi diğer yastığa yatıp bir patisini sana uzatacak. Diğeri ayak ucunda bekleyecek sen rahat bir pozisyon alana kadar, sonra kollarının arasına kıvrılacak. Yüzünde hafif bir gülümsemeyle iyi geceler diyeceksin. Eğer gece pozisyon değişmezlerse hareket edemeyeceğini ve sabah her yerin ağrıyarak uyanacağını bilerek ve sevginin sıcaklığını her zerrende hissederek kapatacaksın gözlerini.

O sıcak yuva hissinin tam tersini taşıyan buz gibi demire yaslanarak gökyüzüne çevirirsin bakışlarını. Gözlerin kayan bir yıldız görmek umuduyla gökyüzünü tarar. Gemide daha bir batıl inançlı oluyor insan istemsizce. Yıldız kaysa da kaymasa da dilersin dileğini. ‘Yarın akşam evde olayım.’

Kamaraya çıkarsın sonra yavaş adımlarla. Dişlerini fırçalar, pijamanı giyersin geminin seni yuttuğu hissiyle savaşmaya çalışarak. Rahatsız yatağa girersin usulca zihninde aynı dilekle. Ve bir yanının yarın akşam da evde olamayacağını bilmesinin hüznü uzanır yanına çocukların yerine.

Gemi canlı bir varlık. Nefes alıyor. Nefes veriyor. Ve çok yaşlandığında, çok yorulduğunda o yükü taşımak istemezcesine söyleniyor insanların her hareketinde. Yine de bir köşede çürümeyi istemiyor. Gemi canlı bir varlık. Nefes alıyor. Nefes veriyor.
Ve bir savaş gemisi altındaki maviliğe, üstündeki gün batımının sıcacık renklerine küfür gibi duruyor denizin üstünde.

Ne düşünüyorsun

Sarı Yazar

Yazar Ezgi Esra Durğut

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Hayatta yazmaktan başka çıkış bulamayanlardan, kelimelerle sığınak yapanlardan. Herkes kadar yalnız, herkes kadar kalabalık bir kaç cümleden ibaret.

Yıllık üyeÇalışkan

Bir cevap yazın