LoadingSonra oku

Haziran \ 2017
Biz içten yıkılan insanlarız Azizim! Bizi; gece, içimize aldığımız kadar yakar. Sözsüz veda ederiz düne ve yarına ulaştırdığı için toprağı öperiz. Dün ile yarın arasında yaşar gideriz.O anda da içimize aldığımız insanların izlerini silmeye çalışırız. Çünkü biz göğüs kafesimizin, benimsediği insanlarımız ile yaşıyoruz. Kimi yanımızda, kiminin yüzünü çoktan unutmuşuz bile . Hani unuturuz bunu kabul ediyorum ama zar zor giriş izni verdiğimiz o insanları oradan söküp atmak da zaman istiyor. Acıtıyor elbette; kaybedilen her değer, kurmaya çalıştığımız şehrin haritasında derin çukurlar açıyor .
Nasıl gece, karanlıktan kuşkusuz her sabah soyunuyorsa; bizim uyku mahmuru gönüllerimiz, gözlerini kapattığı vakit kendinden sıyrıldığına inanmış. Ancak içinin tan yerinde böyle günler yeşereceğine yeminler eder durur. Biz uyumaya niyetliyiz Azizim! Lakin uyursak bir daha kalkmak istemeyeceğini düşündüğümüz öksüz ruhumuz ile başımız ölesine dik!
Biz ne kadar egolu insanlarız Azizim. Eğilip kederimizi yerden alamıyoruz. Çünkü biliyoruz keder, külden farkı olmayan şehrimizin çocuklarının elinden deniz kabuklarını çalar. O vakit bizde ne hayal kalır ne inanç… Bırak egolu desinler bize, onlar nerden bilsinler bilmenin ne kadar illet olduğunu.
Her güne bir nefes eksik başlar, ay sonunda bir balıkçı barınağına atarız kendimizi. Oltanın ucuna yaşanmışlıkları asar, batıra çıkara ferahlamayı bekleriz. Biz hep bekliyoruz be azizim! Dönüp de “sıra ben de!” dediğimiz olmuyor. Yaşamayı sıralı hale getirmişiz de haberimiz yok . Bize sıra gelince sorulacak olan “İç dünyanda kalmak mı istiyorsun yoksa standart hale gelmek mi?” sorusunun seçeneklerinde, hülyalarımıza kavuşturacak bir yelkenli bile yok. O yüzden yaşamaktansa hissetmeyi seçeriz.
Fakat hislere de güven olmuyor ki Azizim. Bir kere nankörlük kanlarına işlemiş onların . Onlara tutunarak ilerlediğimizi bile bile her an ellerimizi bırakabiliyorlar. Evet, vardı diyoruz; bak beni bu hale onlar getirdi diyoruz. Ama şimdi yok! Peki ya ne diye gelmişti gidecekse? Taşıt mıydı yoksa bu hisler, nerden nereye ilettiği meçhul olan binmeye niyetin olup olmadığı sorulmayan nankör bir taşıt! Uğruna direnme de akıl kârı değil o zaman , Azizim.
Ellerimizi tutunduğumuz hislerden çekip yaşam denen nehirde yer edinmeliyiz. Evet, böyle başlamamıştık biz bu yola . Zaten bunun acısını içi yerle yeksan olmuş, kendi benliğinin bedeninde vuku bulmamasından korkuluk haline gelmiş insanların, içinde asimile olmuş iki suskun olarak yaşayacağız! Evet, Azizim; biz pes bayraklarını benliğimizin dar ağacına asıp, yaşayacağız…
Yine de ihanetler etmekten kaçamayacağız. Bir gün sen yazarsın hülyalara, bir gün de ben. Sonra alıp onları helalimiz niyetine elden uzakta bir şişeye koyup atarız ‘umman ama unutulan her denize. Biz geçici limanlar olduk birbirimize. Sen aldın benden taşan kelimeleri ziyan olmasın diye göğüs kafesinde sakladın*. Ben ise senin içinde verdiğin savaşların ağır marşlarını bedenime kazıdım. Yazdım, yazdın, sesiz ve sedasız…
Arada kalmışlığın son hadlerindeyiz Azizim… Birazdan teslim olacağız, pes bayraklarını nefesimize asacağız. Önce iyi bir direniriz çünkü biz yularımızı hayallerimize astık! Sonra birbirimize dönüp savrulmamaya yeminler eğip bükeceğiz. Ancak sonunda kendi kendimizi güdemediğimizden her şeyin ucunu bırakacağız.Yazmayı da, yaşam sırasının müdavimi olmayı da . Beyhude hale gelecek her seda bize. İçimize attığımız her sözcük bir bir yangın çıkaracak . Midemden çıkan alevleri sen göreceksin ve midenden çıkan alevleri ben görebileceğim Azizim. Sen ve ben…
Bir süre sonra dayanamayıp. Derin bir iç çekiş ile midemizin yanışına “dur!” emirleri savuracağız. Aldığımız zihayatlardan ötürü normalleşmek için birbirimize rüyalarımız arasından sözler vereceğiz . Rüyalar yazmayı bırakmayacağız!
Ama nafile, beklenen ölüm gerçekleşecek ve bizim gibilerin ruhuna fazla yaşamaz dedikleri için direnen ruhlarımız; kalkıp atacak kendini, kalbin terasından. Bize de böyle bir son yakışırdı! Bizi ancak biz öldürebilirdik.
Azizim, kendimize verdiğimiz sözlerden astılar bizi…

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment