LoadingSonra oku

                                                DÜNYA: BİR KILAVUZ

İsveçli sosyolog Göran Therborn’ün 2011 yılında kaleme aldığı Dünya/Bir Kılavuz, Türkçe’ye ise Mart 2012’de çevrilmiştir. Therborn’ün dilimize çevrilen 3 kitabından biri olan bu kitaba geçmeden önce yazara biraz değinmekte fayda görüyorum. Genellikle modernite, eşitlik, Marksizm ve son zamanlarda kentleşme üzerine çalışan Göran Therborn, eserlerinde klasik çizgilerin dışına çıkmıştır. Özellikle sadece aktörler ya da sadece teoriler üzerinden bir anlatımın dışında bireye ve bireyin toplumsal yanına dikkat çeker. Yukarıda  bahsedilen alanlarda ise özellikle modernite ile ilişkilendirilen bir yazardır. Çünkü moderniteyi anlamak ve anlatmak noktasında son derece etkili bir yazardır ki zaten kendisinin ortaya attığı ‘entangled modernity’ kavramını açıklamak üzere dört yol önermiştir. Moderniteyi anlamak için gerekli olan bu yollar  sırasıyla; Avrupa,  Yeni dünya kolonizatörleri (Abd, Avustralya), Sömürgeler ve işgal altında modernleşenlerdir (Türkiye, Mısır, İran, Japonya).

Yazarı yüzeysel olarak biraz tanıdıktan sonra kitaba geçebiliriz. Dünya/Bir Kılavuz kitabı Therborn’ün ifadesiyle yaşadığımız dünyayı bilmeyen ama öğrenmek isteyenler için yani aslında yeni başlayanlar, acemiler için bir kılavuz  niteliğindedir. Kitabın genelinde belirtilen ‘küreselleşmenin abartılışına tepki’  daha kitabın başlarda kendisini belli eder. Küreselleşmenin abartı döneminin geçmesinden sonra gerçekliği gösteren bir rehberdir bu kitap. Yazar özellikle küreselleşmenin şişirilme noktalarına itiraz eder. Ancak burada kastettiği şişirme sadece küreselleşmenin övgülere boğulması değildir. Yazarın sakıncalı bulduğu ve şiddetle karşı çıktığı küreselleşmenin bir fenomen haline getirilmesi, mesela küstahça bulduğu George Ritzer’a ait ‘Mcdonaldlaşma’ kavramıdır.

Kitabın ilk bölümünde biz neden biziz sorusunu sorar ve kitabın geneline hitap edecek olan kronolojiyi, dünyanın sosyokültürel ideolojisi ile başlatır. Yazarın yine kitabın genelinde gördüğümüz kategorizasyon veya sayısallaştırma takıntısı  -ki okur için gayet faydalıdır- ilk kez burada karşımıza çıkar. İnsanın sosyal oluşumuyla ilgili  üç katmandan bahseden Therborn, bunların medeniyetler, küreselleşme dalgaları ve modernlik olduğunu ifade eder. Aslında yazar bir tür zemin oluşturma çabasındadır. Günümüzde yaşananları oturtmak için gerekli ve gayet yeterli bir zemindir bu. Öncelikle kitapta Sinik, Hint, Batı Asya, Avrupa ve Sahara Altı Afrika medeniyetlerine yer verilmiştir. Bahsedilen bu medeniyetler ile ilgili genel bilgiler verildikten sonra ise, yazarın sosyolog olmasının da etkisiyle medeniyetlerin aile yapısına, cinsellik anlayışlarına ve cinsiyet sistemlerine yer verilmiştir.

Kitabın en çok atıf alan ya da küreselleşme ve Therborn’un en çok bağdaştırıldığı bölüm ise küreselleşmenin altı dalgası ve bunun çökeltilerinin olduğu bölümdür. Çünkü küreselleşmenin neredeyse herşeyi tartışmalıdır. Dolayısıyla küreselleşmenin ne zaman ortaya çıktığı, nasıl yayıldığı ve günümüze nasıl geldiğine dair sınıflandırma ilgi çekicidir. Therborn’ün küreselleşmenin altı dalgası ise kısaca şöyledir:

  1. Emperyalizmin genişlemesi (1830-1918)
  2. Siyasetin küreselleşmesi (1919-1989)
  3. Avrupalı güçlerin yükselişi (1750-1815)
  4. Küreselleşme ve değişen anlamları (1990- ?)
  5. Dinlerin ortaya çıkışı ve yayılması (4. yy- 8. yy)
  6. Avrupa sömürgeciliği (16. yy- 17.yy)

Therborn, yukarıda bahsedilen altı dalgayı da dönmin koşullarını göz önüne alarak açıklamış ve neden küreselleşmenin bir dalgası olduklarına cevap vermiştir. Öte yandan Therborn’ün halen içinde bulunduğumuzu iddia ettiği son dalga ile ilgili tespitleri dikkat çekicidir. 2008-9 krizinin küresel bir kriz olduğu ve bahsedilen küreselleşme dalgalarında bir kırılma yaratabileceği iddialarına karşılık Therborn, bu krizin sadece kısa bir iniş olduğunu ifade etmiştir. Öte yandan krizin başka anlamlar içerdiğini de ifade etmiştir. Ona göre kriz Avro-Amerika’dan Asya’ya bir sapmanın işaretidir.

Therborn’ un insanın sosyal oluşumunun son katmanı olarak aktardığı modernlik, yine kitabın genel akışına uygun olarak bazı yollar üzerinden aktarılmıştır. Yazara göre moderniteye giden dört yol mevcuttur: İçselci Avrupa, Yeni Dünya ve Ötekileştirilmesi, Sömürgecilik Travması, Tepkici Modernleşmenin uyarlanması. Öncelikle modernite kavramının kökenini oluşturan ‘modernus’ ve ‘modernutas’ anlam olarak ‘şimdi’yi işaret etmektedir. Dolayısıyla modernite geçmişin üzerini kapatan ve bugünün kültür oluşumunu temsil eden bir kavramdır. Therborn, insanla ilgili herşeyin bir gün biteceğini ifade ederken, moderniteyi de bu kapsamın içinde tutmuştur. Öte yandan moderniteye giden bu yolların bazı miraslar bıraktığını iddia eden Therborn, kitabın 1. bölümünü ise bu miraslarla sonlandırmıştır. Bu miraslar şöyledir: Farklı modern ulusların ortaya çıkışı, temsili hükümetlerin temsili, dinlerin kaderi ve eşitliğe dair açılan  fırsat pencereleri.

Kitabın ikinci bölümünde Therborn, insanlığın evrimine yönelik çıkarımlarda bulunmuştur. Therborn insanlığın evrimini yönlendiren kuvvetler olarak yaptığı sıralamada ilk sırada geçim tarzları vardır. Bu aşamada yazar kapitalizmin kısa bir kronolojisine değinmiştir. Bu noktada kapitalizmin üç yeni aşaması olarak neoliberalizm, küreselleşme ve  Avro Amerika’dan Asya’ya kayan kalkınma modelidir. Therborn’un insan evrimindeki ikinci sırayı nüfus ekolojisi alır. Bu noktada yazarın salgın hastalıklar, ekolojik sorunlar, gıda arzının fazlalığı gibi konulardaki ilgi çekici tespitleri bulunmaktadır. Özellikle nüfus ve ekolojik sorunlarla ilgili belirsizlikler ve hatta ekolojik sorunlardaki farkındalığın uygulama safhasına geçememesi gibi sorunlar  mevcuttur. Ancak bununla birlikte yazar, nufus ve çevre gibi iki eski dinamiğin karşılıklı bağımlılık içinde yeni biçimleri ile ilişkilerinin devam edeceğini ifade etmektedir. Therborn’a göre insan evrimini yönlendiren bir diğer kuvvet tanınma ve saygınlıktır. Therborn bu aşamayı anlatırken Rusya’nın G8’e davet edilmesini ve bir nevi teselli edilmeye çalışıldığına, Filistin sorunundaki tanınma ve saygınlık meselelerine değinirken; modern öncesi dönemler kadar olmasa da tanınma ve saygınlığın öneminin halen devam ettiğini aktarmıştır. Öte yandan yazarın insan evrimini yönlediren diğer iki kuvveti de, devletin kutsallaştırılması ve küresel kültürdür. Yazarın bu noktaki tespitleri de yine dikkat çekicidir. Özellikle küreselleşmenin ‘sınırsız’ bir dünya yaratmadığı, ulus devletlerin iddia edilenin aksine hala ayakta durduğuna ve yine ulus devletlerin tamamen açık politikalardan ziyade önceliğinin içeriyi korumak olduğuna ilişkin  tespitleri önemlidir. Öte yandan zaten küreselleşmenin şişirilmesine olan tepkisini daha önce dillendiren Therborn, küreselleşmenin etkisinin azaldığını da belirtmiştir. Bu doğrultuda 2008 krizi ile uluslararası ticaretin daha fazla bölgeselleştiği görülmektedir.

Göran Therborn kitabın 3. bölümünde bir tiyatro sahnesine benzettiği dünyayı, daha önce aktardıklarının oluşturduğu zemin üzerinde anlatmıştır. Ona göre tiyatronun dekoru dünya mekanıdır. Başrol oyuncularından ise ilk sıraya –modasının geçmediği konusunda ısrarcı olduğu- ulus devletleri koyar. Ancak üzerinde yoğunlaştığı ve bu kitaptan sonraki  eserlerinde de belirgin faktör olan eşitliği de gözardı etmez. Çünkü Therborn her ne kadar devletlerin azalan otoritesi fikrine karşı çıksa da küreselleşme ile birlikte devletlerin artan eşitsizliğini kabul etmiştir. Hatta bunu kitabın çokça yerinde ortaya koyduğu grafiklerle beslemiştir. Başrol oyuncularından bir diğeri ise şirketlerdir. Şirketlerin uluslararası piyasadaki paylarını yine grafikler üzerinden net bir şekilde aktaran Therborn, devletlerin otoritesinin azalmadığına ilişkin vurgusuna burada da yer vermiştir. Therborn’ün dünya sahnesindeki diğer oyuncular ise dini inançlar, misyonlar, sosyal forumlar ve sendikalardır.

Kitabın 4. bölümü insan ömrü üzerine yoğunlaşmıştır. Bu bölümde klasik küreselleşme ya da modernite anlatımının dışına çıkan Therborn, bir insan ömrünü çocukluktan alıp, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılığa kadar aktarmıştır. Tüm bu anlatımların ışığında da ideal bir 21. yüzyıl ömrünün nasıl ve ne kadar olabileceği üzerine, ilginç ve çeşitli örneklerle çıkarımlarda bulunmuştur.

Kitabın son bölümü ise artık geçmiş, günümüz ve gelecek adına çıkarımların yer aldığı bölümdür. Kitabın bundan önceki bölümlerinde oluşturula tarihsel zemin üzerine artk bir dünya inşa edilmiştir yazar tarafından. Yazarın bakış açısı bu anlamda son derece anlaşılır olmakla birlikte, küresel dünyanın karmaşıklığı sebebiyle bir o kadar da muğlaktır. Bununla birlikte yazar modernitenin asıl öğreniminin tasnileyerek yapılması gerektiğini ifade eder. Ona göre moderniteyi anlamak, bilgi üretimi, sanat, ekonomi, siyaset gibi farklı alanlarda özel olarak eğilmekle mümkündür. Son olarak yazar geçmişin oluşturduğu perspektiften gelecekle ilgili ‘temkinli bir akademisyen kadar’ çıkarımlarda bulunur:

  • Popüler dindarlık hala etkindir,
  • kapitalizm dünya üzerinde geçim tarzı olmaya devam edecektir,
  • kapitalizmin geleceğinde Çin etkili olacaktır,
  • modernist geçmiş aile, sekülerizm, (sürdürülebilir) kalkınma ve meselelerin jeopolitiğe dayandırılması olarak geri döndüğü görülmektedir,
  • Avro-Amerikan’dan Asya’ya küresel bir jeopolitik güç kayması vardır,
  • ulusal kültürler daha önce olduğu gibi yeniden şekillendirilip yeniden üretilecek ve paketlenecektir.
Hakan Ünay
Mersinli işçi bir baba ve ev hanımı bir annenin 2 evladından en büyüğü olan yazar, ilköğretim ve lise öğrenimini aynı şehirde tamamlamıştır. Yazar Üniversite eğitimi için Konya Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü tercih ederek ve 2017 Haziran'ında bu bölümden mezun olmuş ve aynı yılın Ekim ayında yine Selçuk Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde yüksek lisans eğitimine başlamıştır. Yazar SETA, ORSAM, LDT gibi düşünce kuruluşlarının seminer programlarına da katılmakla birlikte, halen Küreselleşme, Uluslararası ilişkiler Teorileri, Türk Dış Politikası ve Uluslararası Hukuk gibi konularda okuma ve çalışmalarına devam etmektedir.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment